KEBİKEÇ

15 Kasım 2011 Salı

GÜNEŞ




Bir mevtanın kaleminden….



Yolun ortasından yürüyen adamı uyarayım derken caddeye fırlamışım. Biz bağrışırken, ona kamyon çarptı, bana da araba. O kurtuldu, bense öldüm.

İşte her şey böyle başladı. Birden kendimi ilâhi düzenin kapısının önünde beklerken buldum. Kayıtları kontrol eden, hoş yüzlü, genç ve kanatlı ilâhi varlık bana “erken geldiğimi, henüz vaktimin dolmadığını” söyledi, ne olduğunu anlayıncaya kadar bir baktım yine dünyadayım, kalan süreyi tamamlamak üzere.
Ve böylece devam etti. Ondan sonra defalarca aynı kapının önünde durdum ve her defasında geri gönderdiler beni.

Son sefer, ilâhi kapının önünde beni yine ilâhi bir varlık karşıladı. Bu sefer ki daha yaşlı ve daha fazla kanatlıydı. Zira öğrendiğim kadarıyla; ruh tekâmül ettikçe, onu karşılayan varlık da ona denk bir olgunlukta oluyor. Sanırım bu geliş-gidişler bende de bazı değişimler yarattı. Yaş olgusunu zaten kaybettim, sanki zaman akmıyor ve ben hep vardım.

-“Ooo,” diyerek karşıladı beni. Bir yandan da kayıtlarıma göz gezdiriyordu. “Epeyce bir gidip-gelmişsin sen.”
-“Evet,” diye bıkkınlıkla cevapladım onu. “Belki de artık içeri girebilirim?” Her ne kadar içimdeki ses aksini söylese de sormadan edemedim.
-“Bir bakalım…” Gerçek bir ilgiyle önündekileri okuyor bir yandan da kendi kendine mırıldanır gibi, benimle konuşuyordu. “İlk defa öldükten sonra, dünyadaki süren dolmadığı için seni tekrar geri göndermişler…”
-“Kedi olarak,” diye tamamladım cümlesini.
-“Evet, sonra yine gelmişsin…”
-“O adi köpek yüzünden, kaçayım derken…”
Hafifçe kıkırdayarak beni tasdikledi ve devam etti: -“Sonra ağaç olarak geri gitmişsin…”
Ben arkasından saymaya başladım: -“Sonra kaplumbağa, sonra dağ hem de sıradağlar şeklinde, sonra nehir, hatta bir keresinde denizatı, en sonunda da okyanus… Ama o bile kurudu ve işte ben yine geri geldim.”

Bir an tereddüt ettiysem de sormadan duramadım doğal olarak: -“Sence artık içeri alırlar mı beni?” diye sordum.

O ise cevap vermedi, bir takım hesaplamalara dalmıştı. Kimbilir ne kadar zaman sonra kayıt yığınından başını kaldırdı, olumsuz bir şekilde başını salladı:
-“Üzgünüm,” dedi “ama süren dolmamış henüz, hâlâ alacağın var. Korkarım bir kez daha dönmen gerek.”
-“Ben alacak falan istemiyorum, ne olur içeri alın artık beni, vazgeçtim ben alacağımdan,”diye itiraz ettim.
Kati bir şekilde başını salladı: -“Olmaz. İlâhi düzenin senden alacağı olabilir belki, ama sen alacaklı kalamazsın. Hesabın tutması gerek. Maalesef bir kez daha geri gitmen gerek.”

Belki de çok yıkılmış ve perişan göründüğümden, belki de bilmediğim başka bir ilâhi kural yüzünden bana merhamet gösterdi sanki ve dedi ki: -“Bak, sana bir teklifim var. Bu sefer ne olmak istediğini sen seç.”

Bir an içim umut doldu: -“Ne istersem olabilir miyim?”

“Evet” anlamında başını salladı.
-“İnsan olarak geri dönebilirim yani?”
-“Eğer istersen, neden olmasın?” diye cevapladı beni.

Yeniden insan olmak, yeniden bir ömür sürmek ve belki de bu sefer yaşlanıp, çoluk çocuğa karışarak ölmek. Ne muhteşem!

Fakat sonra içimden bir ses, daha doğrusu bir şüphe fısıldadı: -“Ya yine alacaklı kalırsan? Ya yine geri dönmek zorunda kalırsan, bir daha, bir daha, bir daha…”

Kararımı vermiştim: -“Ne olacağım fark etmez, ama hesap tutsun ve bir daha geldiğimde bu kapıdan dönmeyeyim. Beni öyle bir şeye dönüştür.”

Bir ışık parladı ve etrafımı sardı…

***

İşte o benim. Her sabah ışıklarıyla perdelerden, pencerelerden içeri sızan, ekinleri, toprağı, insanları besleyen, ısıtan, geliştiren, akşam olunca da pılısını-pırtısın toplayıp, diğer yarı küreye taşınan. Ama aslında hiç yok olmayan, hep orada olan, her şeyin tanığı, tüm acıların, sevgilerin, nefret ve korkunun. Bilimin, teknolojinin, varlığın ve yokluğun. Kocaman evrende minicik bir nokta, zaman denizinde var ama kayıp, yine de dünyanın enerji kaynağı, varlık nedeni: Güneş.

İçinde sonsuz patlamalar barındıran, her infilâk ile hem tükenen, hem yeniden artan-çoğalan. Çok yakın ama aslında çok uzak. İşte o benim: Güneş.

Bekliyorum. Zaman yok artık benim için. Varlık da, hiçlik de yok. İlâhi düzenin beni konumlandırdığı evrende her şey ben, ben de her şeyim sanki. Dünyada ve bana ait sistemde ışınlarımın eriştiği her bir düzlem ve varlık yansıyor bende, ben de onlardan yansıyorum.

Bekliyorum, uzayın derinliğinde, etrafımda başka sistemler, başka güneşler ve evrenlerle. İçimdeki patlamalar bir yandan tüketirken, bir yandan da umduğum bir sona yaklaştırıyor beni. Ve hep aynı soru bende: -“Ey İlâhi Düzen, bu defa alacak mısın beni kapıdan içeri?”


-Bitti (mi?)-
Yazan: Özlem Pekcan

2 Kasım 2011 Çarşamba

KİLO VERMENİN 1001 YOLU VAR







Fazla kilolarınızdan mı şikâyetçisiniz? Belki de siz bir obezsiniz! Tamam sadece balık etine bir kimliksiniz.

Her halde de kilo vermek mi istiyorsanız, çok da endişelenmeyin. Biliyoruz ki; artık kilo vermenin 1001 yolu var.

Örneğin kalori diyetlerini deneyebilirsiniz. Karbonhidrat rejimi yapabilirsiniz, sebze diyeti, patates diyeti, Dr. Atkins Diyeti, Sibel Can Diyeti, tek gıda rejimi, Fransız diyeti, İtalyan rejimi vs. Dört günde üç kilo verebilirsiniz belki de.

Ya da bitkisel zayıflama hapları veya yağ yakıcılar var.

Tabii ki en akla uygun olanı bir uzman gözetiminde yürütülen gıda ve egzersizlerle desteklenmiş programlar. Bizim tavsiyemiz, hayatınızı ve sağlığınızı riske atmadan, bir uzmana başvurmanız, güvenirliği bilinen programlara dahil olmanız yönünde. 

Bu şekilde; hemen o hafta kilo veremeyebilirsiniz ya da on sene önceki elbisenize hiçbir zaman giremeyebilirsiniz. Ama en azından daha kalıcı sonuçlar elde eder, daha sağlıklı bir beden, zihin ve ruh yapısına sahip olursunuz.

Fakat bu arada biraz eğlenmenin ve fantezi yapmanın da sakıncası olmaz herhalde. İşte aşağıdaki video bunun için birebir. Hadi diyet yapalım, ama egzersizin önemini de unutmayalım!






25 Ekim 2011 Salı

DEPREM ÖYKÜLERİ



7.2 şiddetindeki Van Depremi, yine Türkiye’de birçok şeyi sonsuzcasına değiştirdi, yine pek çok şeyi olduğu gibi bıraktı.

Ülkemizin bir deprem yıldönümü daha oldu. Acılar, hüzünler ve anılar katlanarak yükleniyor milletimizin sırtına. Fakat hafızalarda ne kadar yer edecek kim bilir veya ne kadar canlı kalacak?

Oradan buradan, medyadan, internetten bir tutam “deprem” hikâyesi, yorumlar, karikatürler, klip ve fotoğraflar hepsi aşağıda.

AH BE YUNUS!

Yunus Geray daha 13’ündeydi. Yunus depreme Van'ın Erciş ilçesinde bir internet kafede yakalandı... Ekipler binada canlı olduğunu anlayınca hemen çalışmaya başladılar...
Yunus, enkaz altında saatlerce kaldı.... Kurtarma ekibi başının altına bir yastık verdi, Yunus dinlensin diye.

Kendisine siper olan bir başkasının cansız bedeniyle saatlerce kurtarılmayı bekleyen Yunus'un sakinliği ve sabrı objektiflerden Türkiye’ye yansımış, yürekleri yakalamıştı. Kurtarma ekiplerinin başının altına verdiği yastıkla sessizce bekleyen Yunus kurtarıldığında tüm Türkiye umutlanmış, sevinmişti.

Ancak sabaha karşı Yunus'tan acı haber geldi. İç kanaması da olan Yunus'un hastaneye giderken kalbi dayanmadı ve yaşama veda etti.

NAZANLARIN KUŞU

Erciş’te bir K9 arama köpeği enkazın üzerinde dolaşıyor. Yan enkazda özel cihazlarla dinleme yapılıyor. O sırada enkazın arasından bir muhabbet kuşu havalanıyor. Bekleyenlerden biri, “Nazanların kuşu bu” diye sesleniyor. Muhabbet kuşu enkazdan ayrılmıyor, uzak bir köşeye konuyor. Saatler geçiyor ve önce 3 ardından 4 yaşında bir çocuk ve sonunda anneleri Nazan Altınkaya binadan, 21 saat sonra çıkarılıyorlar.

TAMAMEN YIKILAN TEK OKUL

Van’da 234 okul ağır ve orta hasar görse de  tamamen yıkılan ‘tek’ okul merkeze 50 kilometre uzaklıktaki Gedikbulak İlköğretim Okulu oldu. 1952 yılında eğitim vermeye başlayan okulun depremde yıkılan ek binası 1988 yılında yapılmış. 14 köyden taşıma ile öğrenci getirilirken 11 derslikli okulun mevcut sayısı 785. Depremde yerle bir olan okul sadece 1 ay önce öğretmenlerinin ceplerinden ödeyerek aldıkları malzemelerle tadil edilmişti.

AZRA VE MUHAMMET BEBEKLER

Van' ın Erciş ilçesinde bir evin enkazından 14 günlük Azra bebek tam 47 saat sonra, annesi ve babaannesi de 50 saat sonra sağ olarak çıkarıldı.

Depremden en çok etkilenen yerlerden biri olan merkeze 30 kilometre uzaklıkta bulunan 200 haneli Alaköy. 11 kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi. Betonarme yapılarının büyük bölümünün sağlam kaldığı köyde, sadece kerpiç yapıların yıkıldığı görüldü. Deprem sırasında, anneannesi ve 5 yaşındaki kuzeniyle bulunduğu kerpiç yapılı evin yıkılmasıyla enkaz altında kalan 6 aylık Muhammet Enes Karael de tavan döşemesi olarak kullanılan kereste sayesinde yaşama tutundu. Baba Necmettin Karael,  olaydan 5 dakika sonra enkaz aralığından bebeğin ağlama sesinin geldiğini, çöken tavan döşemesinin bebeği yıkıntıdan koruduğunu belirtti. Karael, bebeği kısa sürede enkazdan çıkardığını, yüzünde ufak bir çizik ve morarma olduğunu anlattı.

ANNE VE BABA İLE AYNI SON

Alanya Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü’nden emekli Kamil ve Atiye Atman çiftinin 7 yaşındayken evlat edindikleri tek kızı öğretmen Melike Atman, Erciş’te oturduğu evin çökmesi sonucu enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi. Ağustos ayında çekilen kurayla Van’ın Erciş ilçesine bağlı Salmanağa Köyü İlköğretim Okulu’na atanan Melike Atman’ın gerçek ailesini Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinde 1995’te meydana gelen depremde kaybettiği öne sürüldü.

ÜSTEĞMEN, NİŞANLISINI KURTARDI

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Van’a gönderdiği 83 kişilik arama kurtarma ekibi de Erciş’te çöken bir binadaki 3 öğretmeni canlı olarak enkazdan çıkardı. Öğretmenlerden biri de Üsteğmen Onur Eryaşar’ın nişanlısı Gül Karaçoban’dı. Eryaşar, arama kurtarma ekiplerine enkazı elleriyle kazıyarak yardım etti ve sonunda nişanlısını enkazdan yaralı olarak çıkardı.

12 YIL SONRA AYNI KÂBUS

17 Ağustos 1999’daki depremde Avcılar’da 8 saat enkaz altında kalan Hanife Kaya yaşadıklarını bir türlü unutamadı ve uzun süre depremin izlerini taşıdı. İki yıl önce evlenen Hanife Kaya, hayatını tam düzene sokmuştu ki Van’a tayini çıktı. Hanife Kaya, 7.2 büyüklüğündeki deprem sırasında arkadaşıyla birlikte evde bulunuyordu. Yaşadıkları 5 katlı apartman yerle bir olurken, iki öğretmen de enkaz altında kaldı. 24 saat sonunda arma kurtarma ekipleri, Hanife öğretmene ulaştı. Yasin Kata enkazdan çıkarılan eşini ellerini tutarak hastaneye uğurladı.

KANSERİ YENDİ, DEPREME YENİLDİ

Van’da yolda yürürken 7.2 büyüklüğündeki deprem sırasında binalardan düşen beton parçasının başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden ilköğretim okulu öğretmeni 25 yaşındaki Okay Yaşar, 2 yıl önce kan kanseri olmuş, gördüğü tedavi sonucu sağlığına kavuşmuştu.

DEVLET ONLARI BARINAKSIZ BIRAKTI’

Alınan bilgiye göre 2 yıl önce Van’ın Gürpınar İlçesi Çok programlı Lisesi Matematik Öğretmenliğine atanan Özgür Subaşıay ile aynı dönemde Van Şehit İbrahim Karaoğlanlıoğlu Lisesi Matematik Öğretmenliğine atanan Emel Şubaşıay 8 Temmuz 2011’de Turgutlu’da düzenlenen törenle hayatlarını birleştirdi.

Çift depreme evlerinde yakalandı ve binanın yıkılması sonucu yaşamlarını yitirdi. Çiftin cesetleri birbirine sarılmış halde bulundu.

Mustafa Subaşıay, “Ben 27 yıl boyunca açlıkla, sefalet içinde büyüttüm. Devlete emanet ettim. Oğlumu devlet benden aldı 2 bin km öteye verdi. Benden ayırdı. Onu burada güvencesiz bıraktı onu benim kollarımdan kopardı. Kimse oğlunu göndermek istemiyordu ama onu ben gönderdim, ‘Git gönüllü ol devletine yararlı ol’ dedim. Ama devlet onları burada barınaksız bıraktı. Bu mezar binaya mahkûm etti. Bu binayı araştırın. Oğlumun gelinimin katili bulunup cezasını çeksin” dedi.

MESUT’UN MUCİZESİ

Erciş'i vuran deprem sonrası ilçeye gelen polis, jandarma, kurtarma, sivil savunma ve Türkiye'nin değişik yörelerine ait arama kurtarma ekipleri 47 enkaz bölgesinde arama yaptı. Üç ayrı noktada arama yapan ekipler, bölgeden iki kişinin cesedini çıkardı. Kurtarma ekipleri, yoğun bir şekilde dinleme faaliyeti yaparak dakikalarca uğraştıkları bölümde sağ olduğu belirlenen 22 yaşındaki Abdullah Pinti'ye ulaştı.

Enkaz bölgesinde ikinci bir kişinin daha sağ bulunduğu ihtimalini değerlendiren ekipler, Zaman zaman tamamen sessiz bir ortam isteyerek enkazda dinleme yaptılar ve enkazın altında yaralı olarak bekleyen Mesut Ozan Yılmaz’ı kurtardılar.

Mesut başına gelenleri şöyle anlattı: “İlk defa öyle bir depremle karşılaşıyorum. Deprem olur olmaz masanın altına girdim. Çoğunluğu kolon üstüne düştü, taşıyamadılar. Okey oynuyordum, deprem olur olmaz masanın altına girip, başımı karnıma çektim.

İdrarımla ağzımı ıslatıyordum, onun dışında hiç zor değildi. Ses sürekli irtibatımız vardı ama kim olduğunu bilmiyorduk. Ben ikinci kattaydım, birinci kata inmişim.

Benle beraber bir kişi daha vardı. Tamamen bir şans. Dövüşüyorduk, konuşuyorduk. Herkes kendi nefsi deniyor ya, o orda yaşanıyor. Yer dövüşü vardı. 17 yıllık arkadaşı o sırada samimi değil. 32 saat az bir süre değil. Çoğu zaman uyuyorduk.

Kafamı koyduğum şey bir kişinin cesedi idi. Sağda ceset, solda ceset. Ortalık mahşer yeri gibiydi.”

YARDIM, YARDIM, YARDIM

Van’da yardım dağıtımındaki sıkıntılar vatandaşların sabırlarını tüketirken zor anlar yaşamasına neden oldu. Bazı yerde insanlar çadırları alabilmek için birbirini ezdi. Asker kalabalığı dağıtmak için havaya ateş açtı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de Kızılay'ı eleştirdi: "Kızılay deprem bölgesinde çadır temin etme noktasında iyi bir sınav veremedi" dedi.

DÜNYA MEDYASINDA DEPREM

ANKA haber ajansı, dünya medyasının Van depremini nasıl gördüğünü aktardı:

New York Times, deprem bölgesinde "kahramanlık ve inanılmaz hayatta kalma öyküleri"nin olduğunu, örnekler vererek anlattığı haberinde 9 bin çadır ve 25 bin battaniye ile gıda gönderildiğini belirtikten sonra: "Ancak yardım çabaları, bazı yerlerde çok kaotik idi ve bazı yardım dağıtma merkezlerinde kavgaların yaşandığına ilişkin haberler geldi" diye yazdı. 

Wall Street Journal: "Depremin vurduğu bölge, sismik olarak aktif ancak pek hazırlıklı olmadığı, bölgede az sayıda bina, 7 büyüklüğündeki bir depreme dayanmak için hazır olduğu yönünde” değerlendirme yaptı. Ayrıca, binaların kolay çökmesine de dikkat çekildiği haberler ve yorumlarda dış yardım önerilerinin reddedilmesi de eleştirildi.

İngiliz The Guardian: "Dondurucu soğukta geceyi dışarıda geçirmek zorunda kalan on birlerce insan konusundaki kaygılar artıyor" yorumunu yaparken, binaların kolayca çökmesinin yarattığı endişelere, bazı yardım çabalarının sosyal medya tarafından örgütlendiğine, binlerce twitter mesajının alındığına dikkat çektikten sonra da: "Ancak daha karanlık bir tarafı da var. Van illinin nüfusu çoğu Kürt ve yasa dışı ayrılıkçı PKK’ya bir destek merkezidir. Bir Türk TV sunucusu, bazen polisle çatışan Kürtlerin neden güvenlik personelinden yardım bekledikleri sorusuyla protestolara yol açtı" diye yazdı.

İngiliz Times: "Zayıf Mantık" başlıklı haberinde "korkunç deprem sonrası, Türkiye’nin komşularından yardım alması gerektiğini" belirterek, Türk hükümetinin dış yardımları reddetme kararını "acımasızlık ve duygusuzluk" olarak yorumladı. BBC Türkçe tarafından yansıtılan haberde Erdoğan hükümetinin dış yardımları reddetme gerekçelerinin yeterli bulunmadığı kaybedildi. "Türk gururu, başka türlü durumda yaşayacak olanların kanı ve kırık kemikleri üzerine inşa edilmemeli", "Bölgesel istikrar, arkadaşlık üzerine şekillenir ve Türkiye kendisine bunu teklif eden ülkelerle çevrili. Bu nedenle bu yardımları kabul etmeli" gibi ifadeler kullanıldı.


İspanyol El Pais de: "Kurtarma ekipleri, olanak eksikliğinden şikayet ediyor" başlıklı haberinde kurtarma ekiplerinin yanında halkın enkaz altındakileri kurtarmak için elleriyle kazdığını ve bir hemşireye atfen de:"Canlı kalanları Ağrı, Van, Muş ve Hakkari’ye gönderiyoruz ancak yollardaki kaos nedeniyle birçoğu, yetişemiyor" sözlerini yazdı.

Amerika’nın Sesi, çöken binaların altında yakınlarını arayanların enkazı elleriyle kazdığını ifade ederken, artçı sarsıntılara rağmen arama kurtarma çalışmaları oldukça başarılı olduğu yorumunu yaptı. Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin binaların kötü inşa edilmesi olduğuna işaret edilen haberde, "Özellikle devletin inşa ettiği binalar depremlerde ilk çökenler" görüşü öne sürüldü. Ayrıca, Güneydoğunun ülkenin en yoksul ve ücra köşesi olmasının, telefon bağlantısının kopmasıyla bölgeden haber almanın zorlaşmasının ve yolların hasar görmesi nedeniyle küçük köy ve kasabaların akıbetinin "oldukça kaygı verici" olduğu belirtildi.

DEPREM VE DEPREM MAKİNASI

Yiğit Can Kaytmaz Vatan’da yazdı, buna göre:

“Alaska’da, ABD Hava Kuvvetleri, ABD Donanması, Alaska Üniversitesi ve ABD Savunma Sistemleri Geliştirme Ajansı (DARPA) tarafından finanse edilen Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı (HAARP) tesisi’nin yüksek frekanslı enerji çıkışları ile atmosferin iyonosfer katmanındaki değişimleri gözlüyor. Gayri resmi kaynaklar HAARP’ın deprem yaratabildiğini, ozon tabakasını kullanabildiği iddialarını ortaya atıyor.

HAARP’ın verileri daha önce de tartışmaya sebep olmuştu. 11 Mart’ta Japonya’da yaşanan 9 büyüklüğündeki depremden birkaç saat önce HAARP’ın frekans ölçme sisteminde 2.5 Hz’lik bir değişim ortaya çıkmış. 12 Ocak 2010’da Haiti’deki 7 büyüklüğündeki deprem öncesinde HAARP’ın frekansları yayınlayan sisteminde yaklaşık 2 Hz’lik bir hareketlenme yaşanmış. Van’daki deprem için aynı verilere bakıldığında ortaya 21 Ekim, saat 08.00’da başlayan bir hareketlenme görülüyor.
ABD’nin önde gelen eğitim kuruluşlarından MIT’e göre iyonosfer’e gönderilen dalgalar bir ısınmaya neden oluyor ve fay hattından radyoaktif radon gazının çıkmasını sağlayarak depremi tetikliyor.”

MİZAHIN GÖR DEDİĞİ

Mizah dergisi Gırgır, Van depreminin ardından sosyal medyada yüzünü gösteren ırkçılığı "İnsanlığımız göçük altında" cümleleri ve kapak karikatürüyle eleştirdi.

"Kardeşinin felaketini ilahi adalet, şehitlerin intikamı olarak gören vicdanları bu aymazlıktan kurtaracak acil bir kurtarma ekibi var mıdır acep?" diye soran Gırgır, Marmara depremi sırasında aynı şekilde "ilahi adalet" yorumlarında bulunanları da hatırlatarak, hala daha sosyal sorumluluk ve toplumsal hafıza sahibi olan mekanizmalar olduğu konusunda bir umut oldu her şeyden önemlisi.




 
 TUĞBA ÖĞRETMENİN ARKADAŞLARI ONUN İÇİN KLİP YAPTI



Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.



 DEPREM FOTOĞRAFLARI


24 Ekim 2011 Pazartesi

Van için Herkes Tek Yürek!



Van Depremi'ne duyarlılık gösteren ve zor durumda olan depremzedelere yardım elini uzatmak isteyen vatandaşlarımız için bir liste hazırladık. Aşağıdaki kanallardan dilediğinizi seçerek yardımlarınızı en kolay şekilde Van'a ulaştırabilirsiniz:

1. KIZILAY
2868'e tüm operatörlerden boş bir SMS göndererek Kızılay'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.

Ayrıca havale yoluyla destek olmak isteyenler, tüm bankalardaki "Türk Kızılayı" hesaplarından bağış yapabilir. Ayni bağışlar Türk Kızılayı lojistik merkezleri ve şubeleri tarafından kabul edilecektir. Tüm Kızılay şubelerinin iletişim numaralarını buradan öğrenebilirsiniz.

2. AKUT
Tüm GSM operatörlerinden 2930'a göndereceğiniz AKUT yazan bir SMS ile AKUT'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.

Kredi kartını kullanarak internet üzerinden bağış yapmak isteyen vatandaşlarımız CardFinans ya da diğer banka kartlarını kullanarak bağışta bulunabilirler.

Havale/EFT için Banka Hesap Numaraları;
T. İş Bankası - Gayrettepe Şubesi - TR14 0006 4000 0011 0800 6666 63
Finansbank - Gayrettepe Şubesi - TR92 0011 1000 0000 0001 9576 70
Garanti Bankası - Ortaklar Cad. Şubesi - TR26 0006 2000 3570 0000 0029 30

3. BAŞBAKANLIK YARDIM KAMPANYASI
Başbakanlık tarafından Van’da yaşanan deprem nedeniyle başlatılan yardım kampanyası çerçevesinde saptanan banka hesap numaralarına buradan ulaşabilirsiniz.

4. KARGO FİRMALARI
Yurtiçi Kargo, PTT Kargo, MNG Kargo ve Aras Kargo yardım gönderilerini ücretsiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktadır.

5. HÜRRİYET EVLERİ
Deprem sonrası yaralarını sarmaya çalışan ve kış öncesinde evsiz kalan Van için Hürriyet Gazetesi de büyük bir seferberlik başlattı. Hürriyet, Van’da kış koşullarına dayanıklı, mutfak, banyo ve tuvaleti olan "Hürriyet Evleri" kuracak. Kızılay işbirliğinde başlatılan kampanya ile her biri 6 bin liraya kurulacak evler, evsiz kalan vatandaşlara sıcak bir yuva olacak.

Van Depremi - Hürriyet Gazetesi Bağış Hesapları
T. İş Bankası Mithatpaşa Şubesi
4228 - 0971947 / IBAN TR370006400000142280971947 
T.C. Ziraat Bankası Kızılay Şubesi
Hesap No 685-2868-5189 / IBAN TR060001000685000028685189
Garanti Bankası Kızılay Şubesi
Hesap adı: Van Depremi - Hürriyet
Şube: 082 Hesap No: 6294703 / IBAN TR72 0006 2000 0820 0006 2947 03

Yapacağınız ufak bir yardım zor durumdaki bir çok insanı hayata bağlayan bir umut olacaktır. Mesajımızın ulaştığı herkesi, deprem bölgesinde yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımıza yardım etmeye davet ediyoruz.


Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

21 Ekim 2011 Cuma

HOŞ SOHBETLER



-Bir insan saçının 3 kg. ağırlığı kaldırabileceğini,
- Uyluk kemiğinin betondan daha sert olduğunu,
- Bir penisin insanın başparmağının 3 katı olduğunu,
- Bir yiyeceğin ağızdan mideye 7 saniyede indiğini,
- Kadın kalbinin erkek kalbinden daha hızlı attığını,
- Bir insanın dengede durabilmesi için 300'den fazla kasının çalıştığını,
- Kadınların bu yazının tamamını okuduğunu,
- Erkeklerin ise hâlâ başparmağına bakmakta olduğunu, biliyor muydunuz :)

***

- Anne, aşk nasıl bir şey?
- Aşk mı? Şeyyy... Aşk şöyle bir şeydir kızım: Hani mesela çok zengin ve yakışıklı
bir adama rastlarsın, seni Venedik'e götürür, mehtapta gondolla gezersiniz…
Sonra San Marco meydanında güzel bir restoranda harika bir yemek yersiniz, müzik falan ve arkasından en lüks otelde sana şahane bir gece yaşatır.
Sonra da, ne bileyim işte, sana güzel bir araba, bir daire ya da
deniz kıyısında bir villa satın alır, elmas gerdanlıklar, altın
yüzükler hediye eder. Mutluluktan uçarsın adeta… İşte aşk böyle bir şeydir
kızım...
- Ama anne, peki o heyecanlar, güzel duygular, kalbin küt küt
çarpması, ilk buluşma, ilk öpücük.... Bunlar yok mu ?
- Ha onlar mı? Onlara inanma… Onlar bedava kız götürmek için
komünistlerin uydurduğu şeyler…

***

Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem: "Bu ne?" diye sordu.
Ben de kolay anlasın diye: "Hani benim bilgisayarım var ya, onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu," diye uzun uzun açıkladım.
Anneannem dinledi beni ve: "Yani modem bu," dedi. Konu kapandı…

***
Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında; “Bu ev kiralıktır” yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında “Bu da” yazısını görürseniz, bilin ki Trabzon’dasınız.

***

Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor: "Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?"
Teyzem cevap veriyor: "Bu paranın hayrını görme inşallah, yazalım evladım.”

***



Temsilci: -“İyi günler, Kadriye Hanımla görüşebilir miyim?”
Müşteri: -“Yavrum Kadriye Ablan banyoda. Mehmet sen misin yoksa canım?”

***

Anneden oğluna: - “Hayır çocuğum internetten indirmedim seni doğurdum ben.”

***

Öğrenci: -“Hocam nedir bu 37 almışım yaa!?”
Öğretmen: -“Beter ol!”

***

Öğretmen: -“Nerde kalmıştık?”
Öğrenci: -“Bi saat öncesini soruyorsanız, hepimiz uyuyorduk. İsterseniz oradan devam edelim!”

***

Öğrenci: -“Hocam tuvalete gidebilir miyim?”
Öğretmen: -“Neden?”

***

Yolcu: -“Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?”
Şoför: -“Tabi abi ayıp ettin. Al götür, senden kıymetli mi?”

***

Şoför: -“Para üstü almayan kaldı mı?”
Bütün yolcular hep bir ağızdan: -“Ben!!!!”
Şoför: -“Yav bi kere de unutsanız ne olur!!!” 

19 Ekim 2011 Çarşamba

YAVAŞLAT BENİ TANRIM!



Gönderi: Kadir Tuğtekin OK

Aşağıdaki metin bir yakarış, belki de bir dua. Her ne ise yaklaşık dört bin yıldır güncelliğini yitirmemiş ihtiyaçlar listesi bir yandan da. İster meditasyon yapmadan önce esenliğe ermek için, ister dua niyetine okuyun ya da sadece bir merak ve tarihsel bilgi olsun diye….

TANRIM BENİ YAVAŞLAT

Tanrım beni yavaşlat, aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükûnetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
güzel bir kitaptan birkaç satir okumayı, balık avlayabilmeyi,
hülyalara dalabilmeyi öğret...

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki, yarısı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim...

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.

Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve hepsinden önemlisi...

Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır,
İkisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver..

(Hitit Yazıtlarından - M.Ö. 2000)


10 Ekim 2011 Pazartesi

ALINTI YAPMANIN DAYANILMAZ ÇEKİCİLİĞİ




            Yazan: Özlem PEKCAN
                         ozlem.pkcan@gmail.com

            İnsan okur. Okuyunca da alıntı yapar. Düşünen, analiz eden, hiç olmasa anlattıklarının dikkat çekmesini isteyen bir insanın doğal başvuru yöntemlerindendir aslında alıntı yapmak.
           
Diğer taraftan; alıntı, eğer doğru ve yerinde yapılıyor ise, alıntılandığı eser ve sahibinin de tanınmasına katkıda bulunan bir yöntemdir.

            Birçok nedenden ötürü alıntı yapılabilir. Örneğin; bilimsel bir çalışma veya tezde, kişi savını kanıtlamak ya da güçlendirmek için başka bilimsel çalışmalardan örnekler gösterebilir veya bazı pasajlar alabilir. Yine benzer şekilde, edebi veya sanatsal üretimlerde de başka başka sanatçıların eserlerinden alıntılar yapılarak, ortaya çıkacak eser daha da zenginleştirilebilir. Kimi zaman da eğitim-öğretim maksadıyla çeşitli bilim ve sanat insanlarının eserlerinden alıntılar yapılmak suretiyle, konu hem daha anlaşılır kılınabilir, hem de daha iyi öğrenilebilir.

            Tüm bu süreçte en çok dikkat edilmesi gereken husus, alıntı yaparken aşırıya kaçmamak ve eser sahibinin haklarına zarar vermemektir.

Peki bunun bir ölçütü var mıdır ya da nasıl bir ölçüt belirlenebilir?

            Bu çok basit bir soru gibi görünse de, cevabının o kadar da basit olmadığına ve pek çok tartışmanın konusu olduğuna emin olun.

            Ben her ne kadar, doğru ve yanlış konusunda içimizde şaşmaz bir mekanizma bulunduğuna ve illâki bizi uyardığına inansam da, genel kuralların da yol göstericiliğini inkâr etmem mümkün değil. İşte bu sebeple, bir fikre sahip olmadan önce bu kuralların en kabul görmüşü ve yazılı olanları, yani kanunların ne dediğine bakalım.

            Eser ve eser sahibinin haklarına ilişkin hususlar genel olarak toplumda Telif Hakları Kanunu diye anılan “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)” ile düzenlenmektedir.

            1951 tarihli olup, günümüze dek sayısız kere değişikliğe uğramış bu Kanunda, eser ve eser sahibi arasındaki bağ, eser sahibinin hakları, diğer hak sahipleri ile ilişkileri, ihlaller ve yaptırımlar hüküm altına alınmıştır.

            Biz burada konuyu “alıntı yapmak” ile sınırlayalım ve ilgili olabilecek hükümlere şöyle bir göz atalım.

1.                     Eser ve eser sahipliği: Tanımlar başlığı taşıyan FSEK Madde 1b ile eser “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri”, eser sahibi de “eseri meydana getiren kişi” şeklinde tanımlanmaktadır.

2.                     Eser sahibinin hakları: FSEK 13-25 Maddeler arasında eser sahibinin eseri üzerindeki hakları tanımlanmakta ve nasıl kullanabileceği düzenlenmektedir. Kısaca özetlemek gerekirse, eser sahibinin hakları mali ve manevi haklar olarak ikiye ayrılmaktadır.

Manevi haklar: Umuma Arz Salahiyeti, Adın Belirtilmesi Salahiyeti, Eserde Değişiklik Yapılmasını Menetmek ile Zilyed ve Malike Karşı Haklardır.

Mali haklar da şu şekilde sıralanmaktadır: İşleme Hakkı, Çoğaltma Hakkı, Yayma Hakkı, Temsil Hakkı, İşaret, Ses ve/veya Görüntü Nakline Yarayan Araçlarla Umuma İletim Hakkı.

Burada sadece başlık olarak verdiğimiz her “hakkın” başlı başına bir makale konusu olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.

3.                  Hakların Kullanılması: FSEK uyarınca bir eser üzerindeki haklar eser sahibine aittir ve hakların kullanımı mutlak şekilde eser sahibinin iznine bağlıdır. Genel kabule göre, manevi haklar bir başkasına devredilemezken, mali haklar eser sahibi tarafından üçüncü kişilere devredilebilir. Kanunda sayılan mali haklar birbirine bağlı değildir, dolayısıyla birinin devri diğerini etkilemez.

FSEK Md. 52: “Mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır.” Hükümleri ile mali hakların başkalarınca nasıl kullanılabileceğini gayet kısa ve öz bir şekilde açıklamıştır.

4.                  Süreler: FSEK’deki hükümleri, hukukun diğer alanlarındaki mülkiyet hükümlerinden ayıran en önemli husus, eser sahibinin mali hakları üzerindeki izin verme yetkisinin süreye tabi olmasıdır. Buna göre; bir eser üzerindeki bu koruma süresi eser sahibi yaşadığı müddetçe ve ölümünden sonra yetmiş yıl devam eder. Bu sürenin sonunda, isteyen herkes eser sahibine tanınan mali hakları izin almaya gerek kalmaksızın kullanabilir. (FSEK Md. 26-27)

5.                  Yaptırımlar: Eser sahibine tanınan hak ve yetkilerin izinsiz kullanımı halinde uygulanacak yaptırımlar da FSEK Hukuk ve Ceza Davaları başlıklı Beşinci Bölümde yer alan maddelerde hükme bağlanmıştır.

            Hem konumuzla ilgisi bakımından hem de bir fikir vermesi açısından; Manevi, Mali veya Bağlantılı Haklara Tecavüz başlıklı 71 inci maddenin 3 üncü bendinin “ Bir eserden kaynak göstermeksizin iktibasta bulunan (yani alıntı yapan) kişi altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır” hükmünü burada zikredelim.


Buraya kadar yazılanları kısaca özetlemek gerekirse:
-         Bir eserin sahibi onu meydana getirendir,
-         Eser sahibinin eseri üzerinde mali ve manevi hakları vardır,
-         Eser sahibine tanınan haklar zamanla mukayettir, mali haklara ilişkin koruma süresi eser sahibi yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıldır,
-         Bu hakları kullanma yetkisi mutlak surette eser sahibine aittir ve üçüncü kişiler ancak eser sahibinden aldıkları yetki veya izne bağlı olarak bu eserler üzerinde tasarrufta bulunabilirler,
-         Eser sahibinin haklarına tecavüz halinde üç ay ile beş yıl arasında değişen hapis veya adli para cezalarına çarptırılır.

            Tüm bunları okuyunca insanın okumaktan-yazmaktan ve alıntı yapmaktan vazgeçesi geliyor değil mi? Konuyu daha fazla kasmadan bu noktada, kurallar ve hükümler ne kadar katı görünse de, kanun koyucunun uygulamada bir denge gözeterek, eser sahiplerinin menfaatleri kadar genel menfaati de gözettiğini belirtelim.

            FSEK’teki“Genel Menfaat Mülahazasıyla” başlıkta yer alan 31-37 arası maddelerde bir eserin kullanımına ilişkin istisnalar yer almaktadır. Kolaylıkla tahmin edebileceğiniz gibi hangi durumlarda eser sahibinden izin almaya gerek kalmaksızın bir eserden faydalanabileceğini hükme bağlamaktadır bu maddeler. Konu başlığımız “alıntı” ya da kanunda geçen ibareye uygun olarak “iktibas” olduğuna göre, doğrudan bu maddeye bakalım.

            “İktibas Serbestisi” başlıklı madde hükümleri aşağıdaki gibidir:
  
“Madde 35- Bir eserden aşağıdaki hallerde iktibas yapılması caizdir:
 1. Alenileşmiş bir eserin bazı cümle ve fıkralarının müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınması;
 2. Yayımlanmış bir bestenin en çok tema, motif, pasaj ve fikir nevinden parçalarının müstakil bir musiki eserine alınması;
 3. Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ve yayımlanmış diğer eserlerin, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderacatını aydınlatmak maksadiyle bir ilim eserine konulması;
 4. Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ilmi konferans veya derslerde, konuyu aydınlatmak için projeksiyon ve buna benzer vasıtalarla gösterilmesi.
 İktibasın belli olacak şekilde yapılması lazımdır. İlim eserlerinde, iktibas hususunda kullanılan eserin ve eser sahibinin adından başka bu kısmın alındığı yer belirtilir.”

O halde, bir eserden alıntı yaparken;
- Alıntı yapıldığının belli olması,
- Alıntı yapılan eserin ve eser sahibinin adı ile alıntı yapılan bölümün açıkça belirtilmesi,
- Bir eser meydana getirirken, başka bir eserden yapılacak alıntının, asıl eserin içeriğinin anlaşılmasına katkı sağlayacak şekilde ve bu amaca uygun nispette olması
dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardır.

Alıntı yapıldığını açıkça belirterek, eserin adını ve sahibini, ilgili bölümü açıkça yazmanın veya bildirmenin anlaşılmaz bir tarafı yok. Bununla birlikte “maksadın haklı göstereceği bir nispet ve içeriğini aydınlatmak” noktalarının insanın aklına pek çok kurt düşürdüğünü de itiraf etmek gerek.

Bu nispet nasıl belirlenir? Ne dereceye kadar içerik daha anlaşılır kılınabilir? Bunlar fazlaca detaycı ve lüzumsuz gibi görünen sorular gibi görünseler de; bazı hallerde inanılmaz önem kazanabilirler.
İşte size doğaçlama bir örnek: Orhan Veli’nin o meşhur şiiri “İstanbul’u Dinliyorum” mısralarca süren, su gibi bir şiir. Diyelim ki; bir yazar bir makalesinde bu şiirden alıntı yapıyor:
“İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı.”

Şiirin tamamı düşünüldüğünde, iç terazide nispet tutuyor gibi. Bir de tabii, bütün şiiri bir güzel alıp yayınlayıp sonra da “alıntı” diye yazma durumu var ki, işte o dengeyi şaşırtıyor.

Peki ya kısacık bir rubai söz konusu olsa? Tıpkı Hayyam’ın aşağıdaki dörtlüğündeki gibi:

“Benden Muhammed Mustafa' ya saygı ve selâm,
Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
Ekşi ayran helâl de, güzelim şarap haram?”

Konu iyice dağılıp içinden çıkılmaz bir hal almadan toparlamak gerekirse;:

-         Öncelikle başta söylediğimiz gibi; insan okur ve alıntı yapar.
-         Bunu yaparken, asıl eser sahibine saygı göstermek ve haklarına zarar vermemelidir.
-         Okuyanın asıl eser ile alıntı yapılan eser arasındaki farkı anlaması, alıntı yapılan eserin kime ait olduğunu ve hangi bölümün alıntılandığını görmesi gerekir. Başka deyişle, alıntı yapan o eseri kendisine mal edilmesine neden olmamalı, bundan faydalanmaya çalışmamalıdır.
-         Ölçüyü belirlerken kurallara uygun davranmak (bir anlamda kanun hükümlerine), hem alıntı yapanı hem de alıntılananı korur (ceza hükümlerini hatırlayın). Bu hükümlerin çaresiz veya yetersiz kaldığı yerlerde de genel kabul sınırları içinde kalmak yol gösterici olabilir.
-         Bunun için de “kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkalarına yapma” oldukça etkili bir kıstas sayılabilir.

Her ne olursa olsun unutmamak gerek ki, yazarken alıntı yapan kişi de bir eser meydana getirmektedir. Bu durumda kendisi için bekleyeceği saygı ve korumayı, karşındakinden de esirgememelidir. Böyle bir anlayış, toplumsal alanda pek çok hükümden daha düzenleyici ve yol göstericidir.

Yunus demiş ki:

İyi sözün aslın bilen derdi bu söz nerden gelir,
Söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir”

İşte “alıntı” ile “çalıntı” arasındaki fark da budur.  

SÖYLE SÖZÜNÜ

Ad

E-posta *

Mesaj *

kimler gelmiş:)

Twitter

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı