KEBİKEÇ

9 Aralık 2011 Cuma

PAMUK PRENSES, PAMUK PRENSES'E KARŞI



 "Pamuk Prenses" 2012'de iki ayrı filmle beyaz perdede arz-ı endam edecek!

İyi ile kötü arasında süregelen evrensel savaşın, belki de en klâsik öyküsü, iki ayrı yorumla izleyiciyle buluşacak.

Masalların en güzel tarafı, her zaman iyiden yana olması. Bu açıdan bakıldığında her iki filmde de "iyi" açık ara önde. Ama asıl merak konusu, Julia Roberts ile "Mirror Mirror"  ya da Charlize Theron ile "Snow White and the Huntsman", bakalım gişe savaşından hangi film galip çıkacak?

İşte konu, fragman ve fotoğraflarıyla iki film hakkında kısa bilgiler!

MIRROR MIRROR - AYNA AYNA


Baharda vizyona girecek olan ilk film "Mirror Mirror - Ayna Ayna"da, Lily Collins, Julia Roberts ve Armie Hammer başlıca rolleri paylaşıyor. Filmde, kolaylıkla tahmin edebileceğiniz üzere, dünyalar güzeli iyi kalpli Pamuk Prenses (Lily Collins), kötü kalpli cadı (Julia Roberts) tarafından kendisine kurulan tuzaklardan kurtulmak ve tacını geri almak, bu arada da gerçek aşkına kavuşabilmek için yedi cücelerin de yardımıyla romantik, büyülü  ve biraz da mizahi bir maceraya sürükleniyor.

Sevimli atmosferi ve sunduğu sihirli dünya ile epey ilgi çekeceğe benzeyen filmde, Julia Roberts'in oyunculuğu, komedideki ustalığı bir kez daha izleyenleri hayran bırakacak gibi.



Filmle ilgili fotoğraflar için tıklayınız.

SNOW WHITE AND THE HUNTSMAN - PAMUK PRENSES VE AVCI

Yaz başında vizyona girecek ikinci Pamuk Prenses filmi ise "Snow White and the Huntsman - Pamuk Prenses ve Avcı". Başlıca rollerde ise Kristen Stewart, Chris Hemsworth ve Charlize Theron oynuyor.

Filmde; Pamuk Prenses (Kristen Stewart) ve kötü üvey anne (Charlize Theron) arasındaki mücadele, asıl öykü çerçevesinde olmakla birlikte, oldukça farklı bir formatta şekilleniyor. En beklenmedik karakter değişikliğini de Pamuk Prenses gösteriyor, kızımız saf, ürkek ve çıt kırıldım bir tip yerine gerçek bir "savaşçı prenses" olarak perdede görünüyor.

Bu minvalde çekilen savaş sahnelerinin, ayrıca kullanılan görsel efektlerin de ayrıca hakkını vermek gerek.



 Filmle ilgili fotoğraflar için tıklayınız




6 Aralık 2011 Salı

BİR ÇAY DAHA LÜTFEN!


“Ayrılırken arkamdan seslenen insanlar, yolculuğumun su gibi akıp gitmesi için bir dua olmak üzere arkamdan su döken kadınlar oldu. Otobüslere bindiğimde çiçekler, hediyeler sunuldu. Benim kendi ailem bana bu şekilde bir sevgi ve ilgi göstermedi, ya seninki Lady Mary?”



Bu cümleler, otuz yılı aşkın süredir ülkemizi, neredeyse karış karış gezen Amerikalı bir modern zaman seyyahının, Katharine Branning’in, Türkçe'de "Bir Çay Daha Lütfen" başlığıyla yayınlanan kitabından.

Lady Montagu’ye hitaben yazılan seyahat mektuplarından oluşan kitap aslında Türkiye halkına hitap ediyor ve  kendimize dışarıdan bakmaya davet ediyor.

Aşağıda ise; yazarın kitabıyla ilgili yaptığı sunumu bulacaksınız. Bir yabancının gözünden çay ve çay kültürümüz. 

İzleyin bakalım!



 
Eksi 10 - Bölüm 21 - Katharine Branning'den Türk Çayı Sunumu from Westwood Productions on Vimeo.

5 Aralık 2011 Pazartesi

OD'UNDA YANMAK




"Ben ağlarım yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne âkilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi"

13. yüzyıl ortalarında Anadolu coğrafyası, Anadolu Selçuklu Devletinin dağıldığı, Moğol saldırılarıyla halkın hırpalandığı, irili-ufaklı Türk Beyliklerinin ortaya çıktığı ve Osmanlı Devletinin kuruluşunun yaklaştığı zorlu bir dönem geçirmektedir.

    Bu dönemde; savaşlar ve istilâlar yüzünden yokluk, yıkım ve açlık içinde kıvranan coğrafyanın ve Anadolu halkının tek zenginlik kaynağı Anadolu Erenleridir.

İskender Pala da son kitabı “OD – Bir Yunus Romanı”nda bunlardan birinin Yunus Emre’nin hayatını, birkaç ağızdan birden anlatıyor.

Yunus kendi halinde bir Anadolu köylüsü iken, hayatı köyünün “çekik gözlerin” saldırısına uğrayıp yağmalanması ve küçük oğlunun ölümü ile alt-üst olur. Karısı, hayatta kalan tek oğlu ve saldırıdan kurtulan diğer köylülerle yollara düşer ve daha güvenli olduğuna inandığı topraklarda kendine bir yurt kurar. Ne çare ki; burada da açlık, yoksulluk ve ölüm peşini bırakmaz. Çok sevdiği karısı Sitare burada ölür, oğlu bir saldırı sonrasında kaybolur. O ise bir avuç buğday peşindedir.

Dilden dile yüzyıllar aşarak günümüze ulaşan bildik öyküsü burada başlar; köylüsü için buğday istemeye varır Hacı Bektaş Veli’nin kapısına. Herkese olabildiğince himmet eden Hacı Bektaş, hiç de beklemediği şekilde, “buğday” yerine “hikmet” vermeyi önerir ona. Ama bizim Yunus kabul etmez-edemez, zira aç köylüsü, çocuklar aklındadır. Nihayetinde buğdayı alır köyüne döner. Ama köyde taş taş üstünde kalmamıştır. Ve Yunus yollara düşer, hem kayıp oğlunu bulmak, hem de reddettiği “hikmete” ulaşmak için.

Hacı Bektaş’ın kapısından döner, Tapduk Emre’nin dergâhına kapılanır, odun taşır, su taşır. Zaman zaman yollara düşer, aklının ve ruhunun peşinden ilâhi olanı bulmak için. Erendir bilmez erdiğini, ama görenler görür, duyanlar duyar ve bilenler bilir onun ermişliğini.

İskender Pala, kitapta Yunus’un hayatını anlatırken geri plânda da Anadolu panaromasını naif, ama etkili ve acıtıcı bir şekilde sunmayı da ihmal etmiyor, Hacı Bektaş Veli, Mevlâna, Tapduk Emre gibi dönemin diğer erenlerine de selâm ediyor inceden inceye.
   
 Yine böyle dergâhtan alıp başını dağlara vurduğu bir dönemde iki “abdal” ile kesişir yolu, onu dostlukla karşılaşır, sofralarını paylaşırlar. Ancak çözemediği bir durum vardır Bizim Yunus’un; aç karın doymak istediğinde abdallardan biri duaya durmakta ve sonrasında da önlerinde bir sofra kurulmaktadır. Bu işin sırrını bir türlü çözemezken bir akşam hiç beklemediği bir teklifle karşılaşır Yunus:

      “Gelgelelim üçüncü günün akşamında sıranın bende olduğunu söylediler:
            -Nasıl yani? Dedim.
         - Basbayağı ahretlik!.. İki gündür dua ettik, elhamdülillah karnımız doydu. Bu akşam da sen karnımızı doyur bakalım!..
            - Aman ahi erenler, siz benimle alay mı edersiniz?!
      - Haşa ki Allah’ın bir mahluku ile alay edile!.. Hele ki yaratılmışların en şereflisi, kâinatın özü ve özeti olan insan ile?! Dua buyur ki, amin diyelim!”

            Bu talep karşısında çaresiz kıvransa da çareyi yine de ilâhi olanda arar Yunus:

            “Sonra gözlerimi yumdum, Besmele çektim:
            -… Rabbim sana sundum elim. Hadimi bilirim ve benim halimi Sen dahi bilirsin. Bu dervişler sana yakarırken her kimin yüzü suyu hürmetine dua ettilerse, sen o kulunun yüzü suyu hürmetine dua ettilerse, sen o kulunun yüzü suyuna beni bunların yanında mahcup etme İlâhi!..”
           
            Gözlerini açar ki, dört ayrı sofra önünde durmaktadır şimdi. Kendisiyle eğlenildiğini düşünür yine, ama beklemediği bir şey olur, abdallardan biri eline yapışır, diğeri dizini öper ve sorar:
            -Aman kardeşlik, kimin hatırına dua eyledin, kimin hürmetine istedin ki, sana bu nimet verildi?”
           
            Ve Yunus o kadar mütevazi, o kadar deryasını bilmez ki, utanır nasıl dua ettiğini söylemekten de soruya soruyla cevap verir:
“Sonra gayri ihtiyari sordum:
-Peki ya sizler kimin hürmetine istediniz, ey yarenler?”

Karşılığında aldığı cevap şöyle olur:
“Cevap vermek istemediler. Sonunda birbirlerine baktılar ve birisi sanki diğerlerinin de sözcüsü gibi mırıldandı:
-Biz, Tapduk Emre’nin kapısında yıllar yılı odun taşıyan bir Yunus vardır, onun hürmetine diye dua eder, isteriz. Çok şükür her gün bize nimet gelir!
                   (OD - Bir Yunus Romanı, İskender PALA, sf. 214-216)

Yunus’un hayatındaki en önemli olaylardan biri de Mevlâna ile karşılaşmasıdır.  Dost Meclisi’nde vecde gelip de söylediği “Et ü kemik büründüm / Yunus diye göründüm” kafiyesinden Erenleri incittiğini sandığından hep pişmanlık duymuş, gözyaşlarıyla vedalaşırken Çelebi Faruk’un kulağına fısıldanan cümlenin merakını taşımıştır içinde. En nihayetinde de öğrenecektir:

“Çelebi Faruk’un Tapduk Sultan’a söylediği ise bir cümle idi. Benim kelimelerimi havada karşılayıp söndüren bir cümle. Mevlâna’nın cümlesi. Yıllar yılı içimde merakla taşıdığım bir heyecanın cevabı. Utanacağımı düşündüğüm bir eksikli cümle. Tapduk Sultan’ımını tam karşısına geçip söyledi:
-Dedi ki Efendimiz…
-Söyle Çelebim! Aynen Mevlâna Hünkâr kardeşimizin kelimeleriyle söyle.
-Sûfîlik yolunda hangi makama erişmişsem, şu Türkmen kocası Yunus’un ayak izini orada gördüm.
Damarlarımdan canımın çekildiğini hissettim. Zihnimi Abakay Derviş’in çığlığı yalayıp geçti:
-Kuyuya düştüüü!
                     (OD - Bir Yunus Romanı, İskender PALA, sf.267)

Ne demişti Mevlâna: “Derviş Yunus, artık iyice inandım ki bana yan ama tütme dediler. Sana yan ve yandır denilmiş!.. Sen bizi gizli yüzümüzden tanırsın. Başkalarının gözle göremediğini sen kalp ile görürsün. Bahtın açık olsun!...
                             (OD - Bir Yunus Romanı, İskender PALA, sf.170)

Aslında, o gün ayrılırken söylediği bu sözlerle sitem etmemiş, kaderinden haber vermiştir Mevlâna. Zira Yunus, öncesinde ve sonrasında, tüm hayatı boyunca kendi od’unda, kâh üzüntüyle, kâh aşkla, kâh pişmanlıkla yanmış ha yanmıştır, öyle ki o ateş bu gün hâlâ harlamakta ve anlayanları da içine çekmektedir. 

Kitapta Yunus Emre’nin hayat öyküsünü çevreleyen başka hayat öyküleri de var, bunlar bazen birbirine teğet geçiyor, bazen kesişiyor, bazen de paralel yürüyor. Örneğin, Molla Kasım, Samuel, Zahir Baba gibi.

Ama biz Yunus’la başladık onunla bitirelim:

“Ten fânidir, can ölmez
Çün, gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil”



Yazan: Özlem Pekcan
           ozlem.pkcan@gmail.com

1 Aralık 2011 Perşembe

ŞANS TRENİNİ KAÇIRMAYIN!



Yazan: Yelda S.

"Şans treni beklediğiniz peronda durduğunda, o trene binmek veya binmemek."
İşte mesele budur!

Şans kavranması ve açıklanması zor bir kavram.

Bir filozofa sormuşlar: "Şansa inanır mısınız?"
Filozof cevaplamış: "Yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım." Bu da bir bakış açısı tabii…

Şansı fırsatların ayağımıza kadar gelmesi şeklinde ifade etmek istiyorum, ben. Konu fırsatlar ve menfaatler olunca, herkesin kendine göre rasyonel bir aklı olmasına rağmen uygulamada hedef ve amaç sapmalarıyla karşılaşmak mümkündür. Sanırım birçok kişinin böyle bir deneyimi vardır. En azından ben kendi adıma birçok defa eksen kayması yaşadığımı itiraf edebilirim.

Sizi o trene binmeye alıkoyan gerekçeleriniz nedir bilemiyorum, benimkiler sanırım duygusal nedenler. Yani, şans kapımızı çaldığında, ona hazırlıklı olmak gerekiyor.

Bazı düşünürlerin bu konudaki ifadelerine bakalım isterseniz:

"Fırsatlar iyi odaklanmış zihinlerin değerlendirebilmeleri içindir." Louis Pasteur.

Heredot ise: “Olaylar insanlara bağımlı değildir, insanlar olaylara bağımlıdır" derken, olayların iyi değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

"Sadece içlerinde mucize taşıdığına inanan insanlar muhteşem başarılar kazanabilirler." Bruce Barton'a ait bu ifadeden anladığım; hayata pozitif bakabilen ve hedefi olan kişilerin fırsatları değerlendirebilecekleri.

Kısacası: Şans treni beklediğiniz peronda durunca binmeye hazır olun!

Değerlendirebileceğiniz bir çok şansınız olsun.

28 Kasım 2011 Pazartesi

İLİŞKİLER VE BİZ



Kadir Tuğtekin OK

İlişkilerde ilk önce karşı cins, sevdiğimiz kişiye hissettiğimiz sevgi bizim ürettiğimiz, bizde var olan bir duygudur. Ve sevgi koşulsuzdur. Biz bir insana karşı bir duygu üretiyoruz ve ondan bize bunun karşılığını vermesini bekliyoruz.. Onun sevgimize karşılık vermesi için, onun hoşuna gidecek davranışlar sergilemeye, hatta bazen olmadığımız gibi davranmaya da başlıyoruz..

Tüm bunlar bizim içimizde ürettiğimiz sevgiden dolayı, bu sevginin karşılığını alma ihtiyacımızdan kaynaklanıyor... Dolayısı ile biz sevdiğimiz insana seni seviyorum derken kendi duygularımızı dile getiriyoruz...

Onun bize aynı şekilde karşılık verme zorunluluğu yok... Sevdiğinizi beklentisiz bir şekilde söylediğinizde, zaten mesele yok... Karşılığını bekleyerek söylediğinizde her şeye hazırlıklı olmakta fayda var..

Siz birisini seviyorsunuz diye onunda sizi sevme zorunluluğu yok... Eğer gerçekten koşulsuz seviyorsanız onun mutlu olmasını başkasıyla bile mutlu olmasını dilersiniz gerçek sevgide birlikte olma dileği, arzusu vardır birlikte olma hırsı yoktur...

Eğer ben onu seviyorum, onun için bir yığın fedakârlıklar yaptım ama yinede sevilmedim diyorsanız... Bir durun kendi sevginizin neye dönüştüğünü kontrol edin..

Beni sevdiğini söyledi ama, ben ona şöyle davrandığım halde, o bana böyle davranıyor diyorsanız herkesin sevgisini farklı şekillerde ifade ettiğinin farkında olun.

Eğer sevdiğiniz kişi eşinizse ve günlük yaşantının getirdiği bir takım, sorunlar yüzünden seni seviyorum demeyi unuttuysa, belki de nasıl olsa evlendik sevmeseydim evlenmezdim mantığı ile sevdiğini söylemiyorsa ona sevdiğinizi seni seviyorum sözleri ile değil sevdiğinizi belli eden sözlerle söyleyin..

Çok içten bir hayatıııım, sevgiliiiim vs sözün kendisi değilse bile sizin sesinize yüklediğiniz bakışınıza yüklediğiniz duygular, seni seviyorum sözünden daha etkili olacaktır.. İlk zamanlar bunun karşılığını alamasanız bile, süreç içinde onun size ufacık bir sarılışı, dokunuşu onun kendi duygularını ifade eden bir sözü size doğru yolda olduğunuzu gösterecektir...

Yanlış olabilir ama bu benim kendi tecrübemdir.. Evlilikler de senin sevi yorum’dan daha geçerli olan, sevgiyle birlikte, seni anlıyorum senin yanındayım duygusunu vermek daha önemli...

Ev, iş, çocuklar, kayınvalide, kayınpeder, müdür, patron, vs. yükü altında ezildiğini düşünüp bunalan insanlar için, anlayış ve destek seni seviyorum sözünden daha önemli.. Bu anlayışı ve desteği sözel ve dokunsal olarak verdiğimizde ve en önemlisi sıcağı sıcağına karşılık beklemediğimizde, çok etkili olduğu inancındayım..

Eğer karşımızdaki insanın güvenini kırdıysak seni seviyorum sözünü söyledikten sonra, epeeeyce bir zaman sabırlı olmamız gerekiyor ve gerçekten soğuduğunu anladıysak onun doldurduğu yeri başkasına vermek üzere boşaltmamız gerekiyor... Ki evren boşluğu sevmez, hemen yeri dolacaktır.



23 Kasım 2011 Çarşamba

Yeniçarşım.com ile Evden Çıkmadan Çarşıya Çıkıyoruz!

Ekim ayından bu yana yayında olan Yeniçarşım.com, alışkın olduğumuz e-ticaret sitelerinden oldukça farklı. Site şimdiden sloganı olan “Evden çıkmadan çarşıya çık” mottosunu fazlasıyla yerine getiriyor. Çünkü şimdiden Yeniçarşım.com’da yüzlerce mağaza var ve siz dilediğiniz ürünü bu mağazalar arasından seçerek kolaylıkla satın alabiliyorsunuz. Üstelik, internetten alışveriş yaparken en çok çekindiğimiz “güvenlik” engelini Hürriyet Güvenli Alışveriş Sistemi ile çözmüşler. Sistemi açıklayan video:

Yeniçarşım.com’un diğer alışveriş sitelerinden önemli farkları var. Platformun en belirgin karakteristiği olan alıcı ile satıcıyı bir araya getirme stratejisi, satıcıların (mağazaların) ticari kuruluş olması gibi akıllıca bir taktikle desteklenerek, son derece başarılı bir sistem getirilmiş durumda. Yeniçarşım.com’da satış yapan her mağaza, ticari unvana sahip, fatura kesen ve dolayısıyla garantili ürün satan mağazalar. Bu sayede aynı ürünü birden fazla mağaza arasından güvenle seçerek satın alabiliyorsunuz. Herhangi bir problemde “Hürriyet Güvenli Alışveriş Sistemi” ve Yeniçarşım’ın başarılı müşteri hizmetleri departmanı hizmetinizde.

www.yenicarsim.com'da 24 farklı kategoride onbinlerce ürün bulunuyor. Giyimden aksesuara, elektronikten beyaz eşyaya kadar aradığınız her şey Yeniçarşım.com’da.

Ayrıca, www.facebook.com/yenicarsim ve www.twitter.com/yenicarsim adreslerinden ise Yeniçarşım’ı takip edebilir, kampanya ve fırsatlardan haberdar olabilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Kasım 2011 Cuma

BAŞARININ YEDİ ALTIN ANAHTARI




Herkes hayatında başarılı olmak ister. Başarıya giden binbir yol vardır kuşkusuz, bu yollar asla dümdüz ve kısa olmayıp, aksine her adımı engebe, çukur ve tehlikelerle bezelidir.

Bu yüzden de insanlar zaman zaman bu yolda kendilerine rehberlik edecek kişilere veya yol haritalarına ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaç da yol sayısı kadar rehber ve yöntemin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İşte Dr. Deepak Chopra’nın “Başarının Kanunu” başlıklı kitabıyla başarıya giden yolda, rehberliğini isteyenlere önerdiği yedi altın anahtar.

1- Salt mümkünlük kuralı

Gerçek doğanızı, özünüzü ne kadar çok anlarsanız, salt mümkünlük alanına o kadar çok yaklaşırsınız.

Salt mümkünlük kuralını uygulama yöntemleri:
  • Bugün olup biten hiçbir şeyi yargılamayacağım diyerek güne başlayın ve gün boyunca yargıda bulunmaktan kaçının.
  • Her gün, doğayı ve her canlıda bulunan zekâyı gözlemlemek için zaman ayırın.
  • Her gün sessiz kalmak ve yalnızca var olmak için zaman ayırın.

2- Verme kuralı

Evrenin işleyişi, dinamik alışverişle olur: Vermek ve almak evrendeki enerji akışının farklı yönleridir. Ne kadar çok verirseniz, o kadar çok alırsınız.

Verme kuralını uygulama yöntemleri:
  • Nereye gitseniz ve kiminle karşılaşsanız, ona bir armağan götürün: Bu armağan bir iltifat, bir çiçek ya da bir dua olabilir.
  • Her gün yaşamın sunduğu bütün armağanları minnet duygusuyla kabul edin.
  • Birileriyle her karşılaştığınızda, sessizce onlara mutluluk, sevinç ve kahkahalarla dolu bir hayat dileyin.

3- Karma ya da neden sonuç kuralı

Her eylem bize aynı türde geri dönen bir enerji üretir: Ne ekersek onu biçeriz.

Neden-sonuç kuralını uygulama yöntemleri:
  • Her an yaptığınız seçimleri gözleyin, onları bilinçli algılama alanına getirin.
  • Ne zaman bir seçim yapsanız, kendinize iki soru sorun: ''Yapmakta olduğum bu seçimin sonuçları ne olabilir?'' ve ''Bu seçim bana ve bu seçimden etkilenenlere başarı ve mutluluk getirecek mi?''
  • Rehberlik etmesi için yüreğinize danışın ve onun mesajiarına göre yönünüz tayin edin.

4- Asgari çaba kuralı

Tabiat; çaba gerektirmeyen bir kolaylıkla ve sınırsız bir kaygısızlıkla işlediği gerçeği üzerine kurulmuştur. Örneğin; kuşlar uçmaya çalışmaz, uçar; çiçekler açma çabası göstermez, sadece açarlar.

Asgari çaba kuralını uygulama yöntemleri:
  • Kişileri, olayları, durumları oldukları gibi kabul edin.
  • Her şeyi olduğu gibi kabullenerek, içinde bulunduğunuz durumun ve bütün olayların sorumluluğunu üstlenin. Hiçbir kimseyi (kendiniz dahil) hiçbir şey için suçlamayın.

5- Niyet ve arzu kuralı

Her niyet ve arzunun yapısında gerçekleşmesini sağlayan mekaniği mevcuttur. Bir niyeti salt mümkünlüğün bereketli zeminine attığımız zaman bu sonsuz düzenleme gücünün lehimize çalışmasını sağlarız.

Niyet ve arzu kuralını uygulama yöntemleri:
  • Bütün arzularınızın bir listesini yapın. Bu listeyi yanınızdan ayırmayın. Gece yatmadan önce, sabah uyandığınızda bu listeye bakın.
  • Bu listeyi serbest bırakıp yaradılışa teslim edin.
  • İşler yolunda gitmese bile bunun bir nedeni olduğuna ve evrensel planın sizin umduklarınızdan çok daha büyük projeleri olduğuna inanın.

6- Bağlanma kuralı

Hiçir şeye bağlanmamak belirsizliğin bilgeliğini barındırır.

Bağlanma kurulanı uygulama yöntemleri:
  • Kendinize ve çevrenizdekilere oldukları gibi olma özgürlüğünü tanıyın. Sorunlara zorla çözüm bulmaya çalışarak, yeni sorunlar yaratmayın.
  • Belirsizliği yaşamın temel bir öğesi olarak kabul edin. Böylece tüm karmaşanın içinde çözümler belirmeye başlasın.
  • Tüm imkânlar alanına adım atın ve kendinizi sonsuz seçeneklere açık tutun.

7- Dharma kuralı

Dharma, Sanskritçe “yaşamın amacı” demektir. Herkesin yaşamda bir amacı vardır.

Dharma kuralını uygulama yöntemleri:
  • “Nasıl hizmet edebilirim?” ve “Nasıl yardımcı olabilirim?” sorularını her gün kendinize sorun.
  • Yapmayı sevdiğiniz tüm şeylerin bir listesini çıkarın. Böylece benzersiz yeteneklerinizi insanlığın hizmetine sunun, zamanı unutun ve başkalarının yaşamına olduğu kadar kendi yaşamınıza da zenginlik katın.


İster hepsini, ister aklınıza yatanı deneyin. Kim bilir belki de yürüdüğünüz yolda karşınıza çıkan zorlukları aşarak başarı kapılarından içeri girmenizi sağlayacak anahtarlardan birisi yukarıdaki kurallarda saklıdır.

SÖYLE SÖZÜNÜ

Ad

E-posta *

Mesaj *

kimler gelmiş:)

Twitter

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı