KEBİKEÇ

30 Ekim 2012 Salı

BİR PAZAR GEZİSİ: CENEVRE'DEN NYON'A GÖTÜRDÜ YOL BİZİ




Eşimin WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü)'daki görevi nedeniyle Cenevre'ye yaptığım seyahatlerimden izlenimlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. 

Cenevre'nin kuzeyinde, yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki, Nyon'a gölden vapurla veya karadan tren gibi toplu ulaşım araçlarından biriyle ulaşmak mümkün. Aslında kulağa ilk anda çok tanıdık gelmeyen bu şehir, spor meraklılarının hatırlayabileceği gibi, UEFA'nın kura çekimlerinin  yapıldığı bir yer.

Cenevre Garından 20 dakikalık bir tren yolculuğuyla varacağınız  Nyon, yürüyerek bir buçuk saatte gezilebilecek küçük şirin bir şehir.  Erken roma çağından günümüze varlığını sürdüren, eski  şehrin, restore edilmiş ve korunmuş binalarından ve sokaklarından  önemli bir 16 ncı yüzyıl şehri izlerini  görmek mümkün.

Ekim sonu itibariyle, bir Pazar günü, Cenevre garından trenle ulaştık eşimle Nyon’a.   Nyon garından göle doğru yönelerek ve önceden bir araştırma yapmadan bu şehri keşfe çıktık. 




Veee; yol bizi Nyon şatosuna götürdü. 






Nyon Şatosu 16 yüzyılda yapılmış ve 2006 yılında restorasyonu tamamlanmış, içindeki müzede yapıldığı yüzyıla ait el yapımı seramikler sergileniyor.  

Şato, eski şehre, limana ve Leman gölüne nazır, manzara inanılmaz . 

Asansörle inerek  veya yürüyerek eski şehre ulaşmak birkaç dakikanızı alıyor.  Pazar günleri buradaki meydanda, eski eşya pazarı kuruluyormuş. Seramiklerden, kullanılmış çeşitli giyim eşyalarından, oyuncaklardan tutun da eski paralardan, tablolardan, plaklardan, cdlerin sergilendiği  bir çok tezgah açılıyor burada. Meraklıları için ilgi çekici bir yer. 

Bunun  dışında,  meydanın trafiğe kapalı arnavut kaldırımlarından yürüyerek, korunmuş 16 ncı yüzyıl mimarisi eşliğinde, muhtelif gemicilik malzemeleri  satan küçük dükkânları, antikacıları, sanat galerilerini, restoran ve kafeleri gezmeniz mümkün. 

Çok değil biraz daha ileride Leman gölü kenarındaki  yürüyüş yolunu izleyerek yemyeşil parklarını, asırlık ağaçlarını, göle nazır konuşlanmış, tiyatro gibi kamusal binalarını, yat limanını ve bahçelerini keşfedebilirsiniz. 

Ekim sonunda yaptığımız bu Pazar gezimizde, park ve bahçelerinde, sonbaharın güzel sarı ve turuncunun her tonunu gördük. Dört mevsimin ayrı ayrı keyfinin yaşanabileceği  kart postal tadındaki seyirlik bu yerde;  kışın bembeyazının veya  yemyeşil  ve börtü böcek, çiçek açmış ağaçlarıyla baharın bütün renklerini yaşamak çok mümkün görünüyor.

Yolunuz buraya Temmuz veya Ağustos ayında düşerse, plajlarının tadını da çıkarırsınız belki, belli mi olur?

Nyon'u ve etkinliklerini tercihinize uygun daha ayrıntıları www.nyon-tourisme.ch sitesinden keşfedebilirsiniz.

Bol seyirler, esenlikler.

Yelda S.

19 Ekim 2012 Cuma

GANGNAM STYLE HAYDİ HOP!

Başta dumur ediyor, sonrasında anlamsızcasına keyif veriyor, sonuna doğru kendinizi ritm tutarken buluyorsunuz. 

"Gangnam Style" almış başını gidiyor.

Bilenler bilir, farkında olanlar farkındadır ama... Az geride kalmış olanlar veya tazeleme yapmak isteyenler ya da toplu olsun elimin aldında bulunsun diyenler için: 
Neymiş bu Gangnam Style? 

Google amcaya sorduk ve işte bulduklarımız!

Önce sözlüklerden bazı yorumlar...

Uludağ Sözlük'tekiler demişler ki:
  • youtube'da şu sıralar en popüler 3. müzik videosu olmuş. uzak doğudan hit müzik duymaya pek alışkın değiliz.
  • batı diyarında 4chan sayesinde patlamıştır, birkaç hafta evvel 4chan /b/ de modlar bu videoyu sticky olarak yayınlayınca geniş kitlelerce bilinmiştir.
  • kısaca: gangnam seul da zengin bir semttir. şarkıda buraya nispetle para, sex, azmışlık vs vs vs geçer.
  • aman dinlemeyenler, izlemeyenler uzak dursun zira bi kere takıldı mı çok fena takılıyor insanın aklına. klibin mükemmelliğine diyecek fakat. her izlediğimde mal gibi gülüyorum. psy yine kırdı geçirdi herkesi.
  • klibi ayrı kendisi ayrı felaket bağımlılık yapan şarkı. dansı da var. allahım.
  • ağır bağımlılık yapan şarkı. kesin dinlenmesi gerekir.
  • aşırı bağımlılık yapan şarkı.hele birde benim gibi çekik gözlü kız zaafınız varsa ölürsünüz bitersiniz.günde 5-6 kere izlersiniz.
  • fena şekilde bağımlılık yapan şarkıdır. bir de şu var.
  • op op op oppa gangnam style. hele şu gözlüklü adam... ileriki zamanlarda ikon olabilir, demedi demeyin. 
  • abartılmış olduğunu düşündüğüm, piyasada bir tepe makara klibin arasından gerek para gerek tesadüf gerek de şans sayesinde ünlenmiş geyik şarkıdır.

Ekşi Sözlükte'kiler de:

  • psy adı verilen güney koreli kişiliğin çılgınlık ötesi 
  • sözleriyle beni benden almış şarkıdır. ayrıca sarı takımlı elemanda unutulmamalıdır.
  • şaka maka kendimden geçtim dinledikçe dinleyesim geliyor adamın dansını yapıyorum
  • şiddetle klibinin izlenmesini tavsiye ettiğim harika parça.



İnci Sözlük de geri kalır mı: 

  • bu gangnam style bir harika dostum..
  •  çok iyi bir şarkı gerçekten hanım kızımızda güzelmiş maşallah
  •  moralim bozuk olduğunda açıp 2 doz izliyorum ne dert kalıyo ne tasa 
  • bunu dinleyen müzikten anlamıyordur
  • bağımlılık yaptı lan

Şimdi de sanal alemde dolaşan klip ve videolara göz atalım. 

*Orjinal Klip


 


* O Ses Türkiye'de Beyaz ve Gangnam Style


 

Han Solo Tarzı Gangnam!


 

 Topluca Gangnam!


 

 *Bir Bodrum Düğünü ve Gangnam!


 

9 Ekim 2012 Salı

SAMET VE AZİZ YILDIRIM HİKÂYELERİ

Fenerbahçe'den olaylı bir şekilde ayrılan Alex'in, Aziz Yıldırım ve Aykut Kocaman ile girdiği polemik kadar konuşulan bir diğer konu da Aziz Yıldırım ve Tercüman Samet arasındaki diyalog kuşkusuz. 

 Fenerbahçe Başkanının parmağının sürekli sallayarak yaptığı basın toplantısında olaylarla ilgili bir tür şahit veya güvenilir kaynak gibi medyanın önüne attığı Tercüman Samet ile verdiği görüntü sanırız uzun süre hafızalardan silinmeyecek. 

 Tüm olanlar karşısında duyarsız kalmayan hatta olayın dozunu kaçırmaktan asla kaçınmayan insanımız konuyu mizah bağlamında da ele almaktan hiçbir şekilde kaçınmadı tabii ki. (Bu arada Samet'in de istifa ettiğini hatırlatalım.) 

İşte size, fotoğraflar ve videolarla Samet ve Aziz Yıldırım hikâyeleri: 

 1. Hadi Anlat Bakalım Samet


 

 2. Hadi Yarışalım Samet 


 


 3. Bunlar da Bizim Sametler

 


4. FENERBAHÇE GOL ATINCA




5. BASIN TOPLANTISI


6. KÜÇÜK EMRAH'ÇA


7. YORUMSUZ


8. GOOGLE'I BIRAK SAMET'E BAK!




9. IN OUT



1 Ekim 2012 Pazartesi

KENDİ LİSTENİ KENDİN YAK


Yazan: Derin AKTAN

Şu sıralar ilişkinizde zor bir dönemeçten geçiyor olabilirsiniz. 

Belki sürekli tartışma, kavga-dövüş var, belki de  ikiniz de kendi kabuğunuza çekildiniz, düşündükçe düşünüyorsunuz.

İlişkiyi çıktığı raya tekrar oturtabilmek için hâlâ yapılabilecek çok şey olabileceği gibi, tam tersi de geçerli olabilir son kertede.

Bu işin bir reçetesi tabii ki yok, ama yine de yaşananlara farklı bir bakış açısıyla yaklaşmak isterseniz, aşağıdaki yöntemi deneyebilirsiniz.

KENDİ LİSTENİ KENDİN YAK

  • Kendinize bir liste yapın. 
  •  Bunun için; sayfayı ikiye ayırın. 
  •  İlişkinin başladığı yıldan başlayarak; sağ tarafa olumlu, sol tarafa da olumsuz olayları yazmaya başlayın şimdi.
  • Listenin ne kadar uzun olduğunun ya da kaç sayfa tuttuğunun önemi yok. Aklınıza ne geliyorsa, içinizden ne geçiyorsa yazın.
  • Mümkün olduğunca yılları hatırlayarak yazın ve ilişkinin size göre gidişini olumlu ya da olumsuz etkileyen olayları sıralamaya dikkat edin. Yorum yapmayın sadece tespit yapın.
  • Acele etmeyin, yapabiliyorsanız bu iş için bir kaç gün ayırın kendinize.
  • Listeyi tamamladığınızda hemen okumayın. En az bir gün nadasa bırakın.
  • Şimdi listeyi okuyun.
  • Size değil de bir başkasına ait bir listeymiş gibi yaklaşın ve öyle okuyun.
  • Bu başka kişiye ne derdiniz veya bu başka kişinin listesini nasıl değerlendirdiniz? (Bu soruların cevaplarına odaklanın.)
  • Listenizi paylaşmak ve görüş almak isterseniz, arkadaş, dost veya aile çevreniz yerine, bir uzman tercih edin. (Unutmayın sizinle duygusal bağları olmadığı için bu kişiler taraf tutmaz, her ne olursa olsun size hak vermek yerine, daha objektif davranır ve belki de zihninizde yanmasını umduğunuz ışığın kıvılcımını daha çabuk çakabilirler.)


Sonrası ne olur bilemiyorum. Belki profesyonel bir yardım almayı düşünürsünüz, belki kendi işinizi kendiniz halleder, ilişkinizi yola koyar ya da ipleri tamamen koparırsınız. Ya da hiç bir değişiklik olmadan devam edersiniz.

Ama her neyi tercih ederseniz edin, son bir adım daha var gerçekleştirmeniz gereken:

  •  Tüm aşamaları gerçekleştirdikten sonra; o listeyi YAKIN!


Geçmişin iyi ya da kötü yaşanmışlıklarıyla sizi esir almasına, ilerlemenize engel olmasına izin vermeyin. Geçmişi şükran ve minnetle geride bırakın, teşekkür edin ve yolunuza devam edin.

İşte bunun için; listenizi YAKIN! 

Raflarınızdaki eskileri atın ve yenilere yer açın.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

USTALAR ÖLMEZ ASLINDA



Akciğer kanseri ve buna bağlı gelişen akciğer enfeksiyonu nedeniyle kısa bir süre önce yoğun bakıma alınan Usta tiyatro sanatçısı Müşfik Kenter aramızdan ayrıldı.

Önünde saygıyla eğiliyor, yaşamı boyunca ülkemiz sanatına yaptığı katkı ve anlam dünyamıza kattığı güzellikler için şükranlarımızı sunuyoruz.

Esasen bilenler bilir ki; bir gün aramızdan ayrılsalar bile ustalar ölmez aslında! Zira onlar bilinen yaşam süreleri boyunca yarattıkları eserler ve bıraktıkları izleklerle her nerede olurlarsa olsunlar, adeta zamana ve ölüme galip gelerek insanlara ve kitlelere ulaşmaya, onları etkilemeye, yönlendirmeye devam ederler.  Ve belki de her sanatçının hayalidir böyle bir kadere sahip olmak. 

Bizden Selâm olsun Müşfik KENTER'e! Bilinmeyen bir âleme doğru çıktığı seyahat ile içimizi acıtıp, burksa da, biz geride kalanlar için O şimdi daha da canlı.


Ertuğrul ÖZKÖK'ün yazısı: Kimse onun kadar güzel yaşlanamaz, kimse onun kadar güzel ölemez.

hurriyet.com.tr'de açılan taziye defterine siz de yazmak isterseniz tıklayın.




SON RÖPORTAJI: "ÖLÜYORUM TANRIM, BU DA OLDU İŞTE"

Bu röportaj Dünya Tiyatrolar Günü videosu hazırlanırken çekilmiş. Orhan Veli’nin dediği gibi; kelimelerin kifayetsiz kaldığı an… Karşınızda bir efsane tiyatroya nasıl başladığını, Ankara’daki güzel günlerini anlatıyor eski heyecanıyla. (Hazırlayanlar: Çağla Pınar Tunçel, Halil Yücer, Nazlı Çapar, Deniz Öner, Aynur Yolcu)






İSTANBUL'U DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI

Murathan Mungan'ın Orhan Veli şiirlerinden düzenlediği Bir Garip Orhan Veli isimli tiyatro oyununu Usta Sanatçı Müşfik Kenter  25 sene boyunca sergiledi. Her bir mısra-ı bir başka tad verse de en unutulmazı muhakkak ki "İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı" idi.


 


MÜŞFİK KENTER'İN YAŞAMI

Müşfik Kenter, Diplomat Ahmet Naci Kenter ve Olga Cynthia'nın oğlu olarak 1932 yılında İstanbul'da dünyaya geldi.  1947'de Ankara Devlet Tiyatrosu Çocukbölümünde tiyatroya başladı. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde eğitim gördü; okulu 1955 yılında yüksek derece ile bitirdi ve devlet tiyatrosuna girdi. Sanat yaşamı, devlet tiyatrosunda oynadığı Oğuz Ata oyunu ile başladı.

Kenter, 1959 yılında Devlet Tiyatrosu'ndan ayrılarak İstanbul'a yerleşti ve ablası Yıldız Kenter'le birlikte Muhsin Ertuğrul ile çalışmaya başladı. Aynı dönemde; Şükran Güngör ve Kamuran Yüce ile biraraya geldiler ve uzun yıllar birlikte tiyatro yaptılar.

1960-1961 yılları arasında Site Tiyatrosu'nu kurdular. 1962'de adını Kent Oyuncuları olarak değiştirdiler.

İngiliz Kültür Heyeti ve Rockefeller'den burslar alarak Amerika ve İngiltere'de tiyatro araştırmaları yapan ve incelemelerde bulunan Kenter, İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya, Yugoslavya, Kıbrıs gibi bir çok ülkede oyunlar sergiledi.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı`ndan emekli olduktan sonra, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Başkanlığı'nı ve Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği görevlerinde bulundu.

Sanatçı, tiyatro oyunculuğunun yanı sıra sinema oyunculuğu da yaptı. Sevmek Zamanı, Üç Arkadaş, Seni Kalbime Gömdüm gibi unutulmaz filmlerde rol aldı. Kenter, 1966 yılında Antalya Film Festivali'nde, "Bozuk Düzen" filmiyle "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü kazandı.

Yerli, yabancı TV filmlerinde, belgesel ve reklamlarda seslendirme yaptı. En unutulmazlarından biri de kuşkusuz "Alf" dizisindeki seslendirmesiydi.

Rol aldığı oyunlar arasında; Martı, Vanya Dayı, Arzu Tramvayı, Üç Kız Kardeş, Salıncakta İki Kişi, Nalınlar, Cyrano de Berjerac, Mikadonun Çöpleri, Hamlet, Deli İbrahim, Üç Kuruşluk Opera, Kim Kimi Kiminle, ayrıca   Murathan Mungan'ın Orhan Veli şiirlerinden düzenlediği ve sanatçının 25 sene sergilediği tek kişilik oyun Bir Garip Orhan Veli sayılabilir.




13 Ağustos 2012 Pazartesi

OLİMPİYATLAR VE BAŞARININ GÜZELLEŞTİRDİĞİ İNSANLAR


Yazan: Derin AKTAN

2012 Londra Olimpiyat Oyunları sona erdi. Herkes daha şimdiden gözünü 2016 Rio'ya çevirdi bile.

Ülkemiz tarihinin en kalabalık kadrosuyla oyunlara katılmasına karşın beklenen başarıyı yakalayamadı. Güreş ve halter gibi iddialı olduğumuz dallarda neredeyse "sıfır" çekerken, yüzümüzü güldüren, hepimizi gururlandıran sporcularımız da olmadı değil.

Basketbolun Perileri (her ne kadar çeyrek finalde elenseler de olimpiyat 5. si oldular), Tekvandoda altın madalya kazandıran Servet TAZEGÜL, gümüş alan Nur TATAR ile atletizmde 1500 m. kadınlarda altın ve gümüş kazanarak 1. ve 2. sırada kürsüye çıkan Aslı ÇAKIR ALPTEKİN ve Gamze BULUT gibi sporcularımız yüz akımız oldular gerçekten de. 

Madalya kazananlar her kürsüye çıktıklarında, gururlanmanın yanı sıra, başarının hem onları hem de bu başarıya bir şekilde ortak veya tanık olanların nasıl da güzelleştiklerini bilmem fark ettiniz mi.

Gerçekten de; yaşam akışı içinde işini doğru-dürüst yapan, hakkını alan ve başkalarınca da takdir gören insanlarda bir ışık oluyor. Bu başarının, dürüstlüğün ve kendine güvenin taa içeride bir yerlerden dışa yansımasıdır belki de. Gençlik ve amatör ruh da işin içine girince ışıma daha berrak oluyor kuşkusuz, tıpkı bizim çocuklarımızda olduğu gibi.

Ama hikâye burada bitmiyor tabii ki; bu başarıyı devam ettirmek, sudaki yakamozlar gibi bir görünüp bir kaybolmamak gerek. Bunun için de çok çalışmak, gayret etmek önemli tabii, ama bir de görünür-görünmez başarı canavarlarına dikkat etmeli, onlardan sakınmalı. 

Zira bana kalırsa, bu canavarlar önce baltalıyor sonra da yok ediyor başarma azmini. Kendimce bir liste yaptım, aşağıda, bir faydası olur mu bilmem ama içimde kalmasın!

Başarı canavarları:

Doping: Performans düşüklüğü, eksiklerini daha kolay gidererek daha kolay kazanma hırsı, bir önceki başarıyı yakalayamama, daha popüler olma ya da popülerliğini koruma endişeleri buna itebiliyor sporcularımızı. Sonuçları o kadar ağır oluyor ki; unutmamak ve unutturmamak gerek.

Vampirimsi ilişkiler: Başarı mıknatıs gibi. Hiç ayırt etmeden iyi-kötü, yararlı-zararlı her türlü insanı etrafına toplayıveriyor. İşte bu sebeple de; tecrübesiz ve genç insanlar (çok daha akıllı olsalar bile), bazen tedbirsizlik ve iyi niyet kurbanı olup,  bir anda kendilerini zarar verici ilişkiler yumağı içinde bulabiliyorlar. Bu tip ilişkilerden kurtulmak hiç bir zaman kolay olmadığı gibi, sporcunun kariyerine zarar verecek sonuçlar çıkıyor çoğu zaman da.

Para-Parasızlık: Para da, parasızlık da aynı derecede zararlı sporcularımız için. Medyayı biraz takip edenler, belli bir başarı kazanan sporcularımıza ne kadar küsur altın, ne kadar para ya da ev-araba verildiğini kolaylıkla öğrenebiliyor. Bu da yine bu gençleri doğrudan hedef haline getiriyor. Bu yüzden de bir anda etraflarının onlardan faydalanmak, para sızdırmak isteyen bunun için de en tehlikeli yollara başvurmaktan (örn. yatırım vaadiyle dolandırmak ya da madde bağımlılığına itmek vb) çekinmeyen kişilerle çevrelenmesi işten bile değil. Kimi zaman da yarışlar sonrası yeterli desteği bulamayan sporcularımız maddi imkânsızlıklar yüzünden olmadık tuzaklarla karşılaşıyorlar (doping, hile vs.).

Atalet: Başarı rehavet getirir, bazen de aşırı kendine güven. "Bir kez yaptım(n), nasılsa yine yaparım(sın)," gibi kandırmaca dolu cümleler veya inanışlar bazen de dolduruşlar da gevşeme yeterince çalışmama gibi sonuçlar doğurabiliyor. Zirveye çıkmak zor, orada tutunmak daha zor ama düşmek ne kadar kolaydır oysa ki. 

Bir solukta aklıma geliveren tüm bu canavarları alt etmenin bence çaresi; sporcusuna ve teknik ekibine sahip çıkan federasyonlarda.  

Federasyonlar; sporcusunu ve birlikte çalıştığı insanları takip etmeli, bilinçlendirmeli, sadece sportif ve teknik yönden değil sosyal ve kültürel açıdan da eğitim, tecrübe ve bilgi aktarımını kesintisiz sürdürmeli. Başarıyı sahiplenip, başarısızlığı görmezden gelmemeli, vefayı da unutmamalı. Son tahlilde ise; geçmiş ve gelecek arasında sağlam bir köprü inşa etmek ve bu köprüde şimdi'yi her daim hazır bulundurmak onların birincil görevi olmalı.

"Biz zaten böyle yapıyoruz," diyenler olabilir ya da "amma da uçmuşsun".... Bir sözüm olmaz her iki önermeye de, zira cevap başarı durumunda. 

Ben sadece gençlerimiz yanlışlarla sönmesinler ve  başarıyla hep ışısınlar istiyorum. 



SÖYLE SÖZÜNÜ

Ad

E-posta *

Mesaj *

kimler gelmiş:)

Twitter

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı