KEBİKEÇ

13 Haziran 2012 Çarşamba

ÇAKRA AÇMA TEKNİKLERİ



AŞAĞIDAKİ UYGULAMA İLE ÇAKRALARINIZI AÇABİLİRSİNİZ.  


DENEYİNİZ. 


HER ÇALIŞMA GİBİ BU DA SÜREKLİLİK GEREKTİRİR.


SAKİN BİR ORTAMDA GEVŞEYEREK BUNLARI YAPINIZ. 


Gönderi: Kadir Tuğtekin OK -  www.kahunasifa.com




7 Haziran 2012 Perşembe

BABAMA MEKTUP



Babişkooo....


Sen gideli biraz yalnız kaldık, ama hayat bu hükmünü sürüyor, bizi de oradan oraya sürükleyip duruyor.


Benim oğlan bildiğin gibi, sabah akşam internette o oyun senin bu oyun benim, şimdi bir de laptop'ı var, hayır korkuyorum kök salacak koltukta, bizim bahçedeki çam ağacı misali! Geçen akşam babası eve geldiğinde koltuğu boş görünce epey bir endişeye kapıldı, zor teskin ettim kendisini (e tabi o da arada sokağa çıkmalı). En büyük değişiklik ehliyet aldı kendisi, aslına bakarsan sınavı geçti ama henüz ehliyetini çıkaramadık. Fırsat buldukça başımızda boza pişiriyor, yolların potansiyel fatihi havalarında... 


Kıza gelince; lise sona geçti-geçiyor, eh üniversite sınavı da yaklaşıyor artık. Daha geçen sene başı dersaneye yazdırmıştık kendisini, bir işe yaradı mı dersen, iyi arkadaşlar edindi orada, hocalarını da seviyor, ama hiçbir deneme sınavına girmedi, etüdlere ve derslere arada bir uğradı (gülmeee), daha garibi dersanedeki matematik hocasını anlamadığı için (!) okuldaki bir başka matematik hocasından ders aldı sınavlar öncesi, sanırım geçti de (gülmeseneee). 


Senin küçük torun, büyüdü tabii, ana okuluna gidiyor, hatta kazara ilkokula bile başlayabilir, zira şu sıralar memlekette ha eğitim sistemi ha piyango, ne çıkacağını tahmin dahi edemiyorsun. Ama olsun, senin ki yapar, hiç endişem yok. Seni hatırlıyor, önceleri İstanbul'da olduğuna kanaat getirmişti, şu sıralarda ayda yaşadığına karar vermiş. Sanırım bu konuda zihni en berrak olan o. 


Küçük kızın bildiğin üreticilikte devam ediyor. Tiyatro, okul, gösteriler, söyleşiler... Okulun gösteri zamanı yaklaştı ya, bir yandan koreografi yapıyor, bir yandan da kostüm ve dekor. Dün kumaş almaya gitti meselâ. Şahsen son zamanlarda kendisinden birden fazla olduğu, hatta belki de biz küçükken paralel evrenlerden bir kaç tane daha ondan getirdiğiniz, ama bunu benden sakladığınız gibi hislere kapılmaya başladım.  


Ben de iyiyim. Saçlarımı sarıya boyadım (hem de kendim), hâlâ da anneme "bu kadar" benzemeye devam ediyorum, söylentilere bakılırsa aynı onun gibi bile olmaya başlamışım. Geçenlerde öyle dedi senin küçük kızın. Ben de altta kalır mıyım: "E sen niye benzemiyorsun," diye haşladım onu! 


Anneme gelinceee... Yine her cumartesi buluşuyoruz, küçük torunu alıyor, size geliyor ve akşam birlikte yemek yiyoruz. Kilo verdi biraz, iyice çevik bi şey oldu görsen (ben gördüğüne eminim aslında). Her zaman ki gibi çok komik ve esprili, ama onun bundan haberi yok.  Bol bol senden bahsediyoruz, her konuyu sana bağlamaya devam ediyor, kabul etmelisin ki bundan kaçışın yok. 


Bu gün de senin doğum günün. Şimdi sen gittin, başka bir boyuta taşındın ve oradan bize eşlik etmeye devam ediyorsun diye, bu günü unutacak değiliz herhalde. 


Babişkooo,
doğum günün kutlu olsun, biz seninle  geçirdiğimiz zaman için minnettar ve mutluyuz, bizim babamız olduğun için de her zaman teşekkür ediyoruz. Nice yıllara!


Not: Sabah annemle konuştuk, hafta sonu bir araya gelip kutlama yapacağız. 






5 Haziran 2012 Salı

UÇURUMUN DİBİNDE İP ATLAMAK



Özlem PEKCAN
ozlem.pkcan@gmail.com


Nietzsche, bir uçurma bakmaya başladığınızda onun da size baktığını, hatta daha da ileri giderek bakanı içine çektiğini söylemiş. 


Benim açımdan bu; hayata nasıl bakarsan o da sana öyle bakar demek. Uçurumdan atlamak istersen sana kucak açar hatta aşağıya çeker tereddütsüz, durmak istersen de bekler ve seni serbest bırakır, yolunu seçesin diye. 


Aynı adamın, her doğru eğridir gibi  önermelerin de sahibi olduğunu düşündüğümüz zaman, neyi ne amaçla söylediğini bilmek, yorumlamak ya  da tahmin etmek belki de falcılıktan öte bir gayreti aşamaz. (Tüm felsefe olayını bir çırpıda harcadım bir de bunu yazarak, haydi hayırlısı...)


Ama olsun! Bu uçurum meselesi bana düşmeyi, uçmayı, yok olmayı hatta kaosu falan değil, illâ ki de yaşamın kendisini çağrıştırıyor.


Öyle anlar var ki yaşama bağlayan veya koparıp uzaklaştıran her şeyden; tek bir düşünce, bir pırıltı veya zihin oyunu görünmez o çizgiyi geçirtiverir insana. 


Bir de bakmışsın, sevgili okuyucu, cehennemde zebanilerle ip atlıyorsun o uçurumun dibinde... Daha olumlu senaryoda denize nazır gün batımını selâmlamak var gelecek düşleriyle kanatlanmış...


Felsefi, dini ya da her ne sistem içinde olursan ol, neye baktığından daha fazla nasıl baktığın, ne ifade ettiğinden ise ne anladığın önemli. Zira hayat biz ne kadarsak o kadar, anlam da o kadar.







29 Mayıs 2012 Salı

DAHA DA YAZMAM!



Yazan: Hale A.

BMW kullanan zengin ama görgüsüz adamların namı diğer kıroların 80 lerde kaldığını ve yerlerini yeni nesil  ‘şehir içi’ jipli kırolara ve hatta sahte sarışın ama orjinal orospu jipli kadın kırolara terk ettiğini düşünürken bugün bir BMW  kırosuyla eski günlere kusursuz bir zaman yolculuğu yaşadım.  

Ben sadece buradan bu marka arabanın yurdumuzdaki satıcı ve dağıtıcılarına sesleniyim de bu hikâye bitsin: Herşey para değildir. Sattığınız marka ise itibarı pek de âlâ hak eder. 

Kirli sakalı moda yapan zihniyetin sakatlığı kadar  ülkemizdebu kadar çabuk kabul görüşünün altında ruhen ve fiziken pis oluş yattığı önyargımın hızla yargıya dönüşmesine sebep olan erkek kitlesine değil araba gazoz bile satılmamalıdır ki; tamam ulan HERŞEY PARADIR  ‘ziki düşesiceler’, ‘a... koyiimin muadilini’ bulana dek uğraşcam valla.  

DAHA DA YAZMAM ...

28 Mayıs 2012 Pazartesi

KOMŞU KOMŞU EROVISION 2012!

Eurovision Şarkı Yarışması cumartesi günü yapıldı ve bitti nihayet!

Öncelikle belirtmeliyiz ki; yarışma süresince son derece kaliteli bir organizasyon ve muhteşem bir salonun görüntüleri taştı ekrandan evlerimize. Bu bakımdan öncelikle Azerbaycan'ı kutlamak gerek, şarkılarıyla dördüncü sırada yer aldılar belki ama, organizasyon ve mekân ile de 40 küsur ülkeye parmak ısırttılar.

Yarışmanın bir diğer ilginç tarafı da, yaklaşık yüz yıldır yarışmayı sunan Bülent Özveren'in artık hepimize öğrettiği gibi, tüm komşu ülkeler birbirlerine oy verseler de -ki ülkeler coğrafyası ile sorunu olan çocukların velileri bu yarışmayı muhakkak izlettirmeliydiler çocuklarına, zira o şunun komşusu, şu da bunun diye diye tam bir ders verdi sevgili sunucular- sonuçta ortak kabulde tüm ülkelerin oy vererek bir anlamda beğeni ve takdirini gösterdiği şarkı ve şarkıcının birinci olmasıydı! 


Bu da; ya iyi olan kazanır savı her zaman doğrudur  ya da temel kural komşular birbirlerine oy versinler böylece de iyi şarkı kazansın gibi sihirli bir oylama tekniği mevcut anlamına geliyor!

Ülkemizi temsil eden Can Bonomo da yarışmayı yedinci olarak tamamladı ki, performansının hakkıydı denilebilir. 

Bizse blog olarak yarışma öncesi bir anket yapmış ve "Sizce bu yıl Eurovision'da Türkiye nasıl bir sonuç alır?" diye sormuştuk. Anketimize 25 kişi katıldı! İşte sonuçlar:


1. Kesin birinci olur!  5 (20%)

2. İlk beşe girer.  7 (28%)

3. İlk ona girer.  7 (28%)

4.Sonlarda bir yer bulur işte.  5 (20%)

5. Yarı Finali bile geçemez.  1 (4%)




Görüldüğü üzere, katılan 25 kişi de olsa (ki katılımcılara teşekkürü bir borç biliyoruz) anket-ankettir ve pek alâ da ortak kanaat gösterebilir.


Darısı seneye diyelim ve EUPHORIA ile birinci olan İsveçli Sanatçı Loreen'in performansını bir kez daha izleyelim:



Meraklısı için şarkının sözleri de aşağıda:

Why,
Why can't this moment last forever more
Tonight,
Tonight eternity's an open door
No
Don't ever stop doing the things you do
Don't go
In every breath I take I'm breathing you

Euphoria
Forever, ‘til the end of time
From now on, only you and I
We’re going u-u-u-u-u-u-up

Euphoria
An everlasting piece of art
A beating love within my heart
We’re going u-u-u-u-u-u-up

We are here
We are alone in our own universe
We are free
Where everything's aloud and love comes first
Forever and ever together
We sail into infinity
We're higher and higher and higher
We're reaching for divinity

Euphoria
Forever, ‘til the end of time
From now on, only you and I
We’re going u-u-u-u-u-u-up

Euphoria
An everlasting piece of art
A beating love within my heart
We’re going u-u-u-u-u-u-up

Forever
We sail into infinity
We're higher
We're reaching for divinity

Euphoria
Euphoria
We’re going u-u-u-u-u-u-up

Euphoria
An everlasting piece of art
A beating love within my heart
We’re going u-u-u-u-u-u-up




Türkiye ve Azarbaycan'ın performanslarını da bir kez daha izlemek isterseniz; önce Azarbaycan: 

When The Music Dies- Sabina Babayeva




Sonra da Türkiye: Love Me Back - Can Bonomo




Kim ne puan almış merak ediyorsanız da: 
http://www.eurovisionvideo.com/eurovision.php?year=2012&type=result

10 Mayıs 2012 Perşembe

Anneler Günü'nde Sakıp Sabancı Müzesinde Özel Program



Anneler Günü’nde, anne ve çocukları Sakıp Sabancı Müzesi’nde sürprizler bekliyor. 

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Anneler Günü’nde, anneleri sevdikleriyle birlikte ücretsiz ağırlamaya hazırlanıyor. 13 Mayıs 2012 Pazar günü müzeyi ziyaret edecek anneler, Haziran’da sona erecek ‘‘Rembrandt ve Çağdaşları’’ sergisini görme fırsatını yakalayacak. Çağdaş bir düzenlemeyle yeniden ziyarete açılan “Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu” sergilemesinin yanı sıra, resim koleksiyonundan seçmelerin yer aldığı “Bir Ülke Değişirken – Tanzimattan Cumhuriyete Türk Resmi”ni de gezecek anneler, sanat dolu bir gün yaşayacak.
“Rembrandt ve Çağdaşları” sergisi kapsamında annelerin, çocuklarıyla keyifli dakikalar geçireceği ücretsiz atölyeler düzenlenecek. Atölye katılımcıları, “Rembrandt ve Çağdaşları” sergisini birer tasarımcı gibi gezerek, Altın Çağ modasına dair ipuçlarını toplayacak. Tablolarda gördükleri aile armalarının işleme, desen ve modelleri inceleyerek kendi aile armalarını yaratacak; tişört, bez çanta ya da takı tasarlayacak. Müzenin mağazasından annelerine hediye almak isteyenlere ise birbirinden renkli özel tasarım ürünlerde, bu güne özel sürpriz indirimler uygulanacak.  

Atölye Programı


Annemin Portresini Çantamda Taşıyorum
Çocuklar annelerinin portresini bez çantaya çizecek ve boyayacak.
11.00 – 13.00

Sevgi Fısıldayan Kolyeler
Tablolardaki sembolik öğelerden yola çıkarak kendi sevgi sembollerini tasarlayacak; kağıt, keçe, boncuk gibi malzemelerle birbirine eş iki kolye hazırlayacak.
11.00 – 13.00
14.00 – 16.00


Aile Armalı 2012 Yaz Koleksiyonu

Birlikte tasarladıkları aile armasını anneleri ve kendileri için tişörte aktaracak.
14.00 – 16.00

7 Mayıs 2012 Pazartesi

HER YOL ROMA'YA ÇIKAR



Yazan: Yelda S. 

Her yol Roma’ya çıkar!

Yurtdışı turlarında önemli ve dikkat çeken kentlerden biridir; Roma hiç kuşkusuz. Bu şehirde geçirdiğim iki günü ilginizi çekebileceğini düşünerek sizlerle paylaşmak istiyorum.

Açık hava müzesi şeklindeki bu şehirde çok farklı dönemlere ait eserler görmek mümkün.

En dikkat çekici ve önemli olanlarından biri, MÖ yapımına başlanan ve zaman içinde tamamlanmış, bir dönem gladyatörlerinin dövüştüğü ve Roma imparatorluğu dönemine ait arena;  Kolezyum. Bir diğeri de Antik Romanın geliştiği merkez; Forum. Kolezyum’un altındaki bilet satış ofisinden alabileceğiniz biletle bu iki alanı da gezmek mümkün. Bilet almak için girdiğiniz uzun kuyrukları beklemek görecekleriniz için değer.

Kolezyum gezinizi tamamladıktan sonra yürüyerek Venedik Meydanına ulaşabilir, Birleşmiş İtalya Krallığının ilk Kralı adına yapılmış Vittorio Emanuel II Abidesi ve 1 nci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilmiş meçhul asker anıtını da içeren, saf mermerden yapılmış abide önünde resim çektirebilirsiniz.

Bu istikametten devam ettiğinizde, dünyanın en ünlü aşk çeşmesi Trevi'ye ulaşacaksınız. O kadar gelmişken lütfen derhal arkanızı dönün ve omzunuzun üzerinden bu meşhur çeşmeye para atarak dilek dilemeyi unutmayın!

Durmak yok, yola devam! Ara vermeksizin yaklaşık yirmi dakika yürüdükten sonra İspanyol merdivenlerinde oturarak soluklanabilirsiniz.

Roma'ya gelip de Vatikan'ı görmemek olmaz. 

Biz de bu düşünceyle Vatikan’ı görmek üzere metroya bindik ve  kendimizi San Pietro meydanında bulduk, biraz soluklandıktan sonra da San Pietro Katedrali’ni gezdik. Vatikan’ı korumak amacıyla işgal edilmiş kalenin hemen kenarındaki Tiber ırmağı üzerindeki köprüden geçerek Navona meydanına çıktık sonrasında da. Bu meydanda harika üç çeşmenin yanısıra, muhtelif Roma resimlerini yapıp satan sokak ressamları ve restoranlar ve kafeler bulunuyor.

Gezimizin ikinci günü sırasıyla Vatikan’ın daha önceki merkezi San Giovanni In Laterano Katedralini, II nci Dünya Savaşı sırasında kullanılan ama şu anda müze olan Roma’daki Gestapo Karargâhını ve antik dönemin tanrıları için inşa edilmiş Panteon’u ziyaret ettik.

Daha önce gitmemiş olanlar için söyleyeyim ki; Roma bu saydığım yerlerle asla sınırlı değil. Daha ismini hatırlayamadığım çok sayıda katedral, kilise, şapel gezdim bu büyüleyici şehre yaptığım ziyaret esnasında.  

Bana verdiği keyif ve ilham bir tarafa ortaya çıkan başka bir gerçek var ki; o da gezmek, görmek ve hazmetmek için Roma'nın oldukça özel bir zaman hakkettiği. 

Yolunuzun bir gün bu şehre düşmesi dileğiyle, seyahat dolu günler dilerim.

ROMA'DAN SEVGİLERLE BİR DEMET FOTOĞRAF:

SÖYLE SÖZÜNÜ

Ad

E-posta *

Mesaj *

kimler gelmiş:)

Twitter

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı