KEBİKEÇ

6 Mayıs 2011 Cuma

ANNE KİMDİR?



Anne kimdir diye sorsak, ne cevap verirdiniz?

Anne; çocuk sahibi olduğu andan itibaren asla normal olmayan-olamayan kişidir.

Anne; tepesine şimşek düşer diye yağmur yağarken çocuğuna dışarı çıkmayı yasaklayan kişidir.

Anne; "zararlı" diye yasakladığı her şeyi, "bana bi şey olmaz" diyerek yapan kişidir.

Anne; cep telefonunu asla açmayan, ama üç gün sonra "beni mi aradın sen?" diye cepten arayan kişidir.

Aslında şarjı bitmiş telefonuna bozuk muamelesi yapan ve sizin de aynısını yapmanızı bekleyen kişiye de anne denir.

Anne; öbür odada uyuduğu için babanın bulamadığı kişidir.

Anne; her türlü ermiş, veli ve yatırla yakın ilişki içinde bulunan kişidir.

Bu bakımdan da okuldu, sınavdı, işdi her ne fırsatta olursa olsun sizi okuyup üfleyen, okunmuş bilimum şeyleri yedirip içiren kişi de annedir. 

Anne; aynı anda hem hır çıkaran, hem de öpüp-koklayan kişidir.

Anne; kendisi de çocuk olmuş, belki de hala birilerinin evladı olan, ama kendi çocukluğunda asla "öyle yapmamış" kişidir.

Daima haklı olan, haklı olmadığında da muhakkak haklı olacak bir yol bulan kişiye de tabii ki anne denir.

Tüm annelerimizin, anneler günü kutlu olsun! Sevgilerimizle...

28 Nisan 2011 Perşembe

KİMİN BU ÇILGIN PROJE?

Başbakan'ın, bizzat kendisinin açıkladığı çılgın proje'nin birden fazla sahibi çıktı!


Murat Bardakçı yaptığı ilk yorumlarda, bu fikrin ilk defa Osmanlı İmparatorluğunun en parlak döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından dile getirildiğini söylerken, DSP de Bülent ECEVİT'in 90'lı yıllarda böyle bir proje önerdiğini açıkladı.


Yukarıdakilere benzer iddia ve yorumlar ortalıkta dolanırken; sanal aleme bomba gibi bir iddia daha düştü: Buna göre bu fikrin asıl sahibi Şahan GÖKBAKAR'mış! Delili de şu sıralar tıklanma rekorları kıran aşağıdaki sesli-görüntülü kayıt...



İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN


25 Nisan 2011 Pazartesi

ANKARA'DA MODERN DANS WORKSHOP


“Yossi Berg” Modern Dans Workshop:
Doğaçlama Tekniği

İsrailli koreograf ve performans sanatçısı Yossi Berg, Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosu’nun daveti ve İsrail Büyükelçiliği’nin katkılarıyla Mayıs ayında Ankara’ya geliyor.

Sanatçı, dört gün süresince Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosu ile bir atölye çalışması yürütecek.

2-5 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek atölyelerde, ileri seviye modern dans tekniklerinin yanı sıra çeşitli doğaçlama yöntemleri ile dansçıların düşsel olanı hareket diliyle yorumlama ve aktarma becerilerini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılacak.


Dansçı ve koreograf olarak ‘Bat-sheva Dance Company’, ‘DV8 Physical Dance Theatre Company’, ‘Yasmeen Godder’, ‘Introdans’, ‘Donlon Company’, ‘Tanztheater Osnabruk’, ‘Polski Teatr Tanca’ gibi İsrail ve Avrupa'nın önde gelen dans topluluklarıyla çalışan Yossi Berg, 2005 yılında koreograf Oded Graf ile ortak çalışmalarına başlamış. İkilinin ‘Heroes’ adlı eseri, 2006’da Burgos-New York Uluslararası Koreografi Yarışması’nda birincilik alırken, eleştirmenler tarafından İsrail’in en iyi beş dans olayından biri olarak gösterilmiş.

Sanatçının sahip olduğu ödüller arasında Hannover Uluslararası Koreografi Yarışması’nda birincilik, Serge Diaghilev Ödülü ve İsrail Kültür Bakanlığı tarafından verilen üstün başarılı koreograf ve en iyi solo sanatçı ödülleri yer alıyor. Sanatçı ile ilgili daha fazla bilgi için http://www.yossioded.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz. 

Eğer kayıt yaptırmak ve bu deneyimden siz de faydalanmak isterseniz:

Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosu
Güniz Sokak 44/4 Çankaya/Ankara
Tel: 0.312.466 60 30-31
E-posta: gulumpekcan@yahoo.com

31 Mart 2011 Perşembe

EY ÖZGÜRLÜK!



Okulda sıralara, bahçede ağaçlara yazardık adını: Ey Özgürlük!



Ama şimdi büyüdük hepimiz, zaman aktı gitti sular seller gibi! Çok şey değişti. Artık teknoloji kullanıyoruz deliler gibi. Çocuklarımız ellerinde cep telefonları sabah akşam mesajlaşıyorlar birbirleriyle. SMS'leri tükenince de geçiyorlar bilgisayarlarının başına internette "çet"leşiyorlar.

Büyükler için de farklı değil durum. Herkesin evinde ev telefonu, cebinde cep telefonu var, hatta bazen iki tane.

Siyah-beyaz televizyon, TRT'nin tek kanal olduğu yıllar masal oldu... Şimdi her odada bir televizyon, bir sürü kanal var. Sürü-sepet dizi sabahtan akşama arz-ı endam ediyor.

Kitap ve gazete hâlâ okunuyor, ama e-gazete ve e-kitap yaygınlaşıyor giderek.

Her türlü magazinsel, siyasi veya günlük gelişmeyi takip etmek, öğrenmek, ulaşmak çok kolay. İnsanlar her şekilde kolayca ve hızla iletişim kuruyorlar birbirleriyle. Biz yaştakilerin hayal bile edemeyecekleri, ama şimdinin gençlerinin ve çocuklarının ayrılmaz bir parçası oldukları bir âlem idare ediyor artık yaşantımızı. Bu sanal âlem her geçen gün kendi içinde büyüyor, genişliyor, ilerleyen teknoloji her gün yeni bir icad çıkarıyor, muhakkak birşey katıyor bu dünyanın içine ve her defasında daha fazla çekiyor insanları içine.

Ama Ey Özgürlük; tüm gelişmeler teknolojik ve bilimsel, insan ruhu yine bildiğin gibi. Aşk, sevgi, merhamet bir yanda, hırs, kıskançlık ve öfke diğer yanda, bitmez bir savaş içindeler. İnsan eli kendi yaptığı ile güzelleştirirken dünyayı bir yanda, öbür yanda daha beter bir şekilde yerle bir ediyor, büyük yıkımlar yaratıyor yine kendi eliyle.

Bir yandan demokrasi ve özgürlük türküleri yakarken, bir yandan da baskı ve dayatmanın en şiddetlisini uyguluyor kendi gibi düşünmeyenlere. Eşitlik falan derken bazen öyle şeyler oluyor ki; sükût ediyor tüm evren.

Anlayacağın Ey Özgürlük, teknoloji, bilim-teknik falan iyi de insan ruhunda "tık" yok. İki ileri, iki geri, hep aynı.

Şimdilerde yine seni söylese de çocuklarımız, gençlerimiz, okulda sıralara, bahçede ağaçlara adını falan yazdıkları yok artık. Onların kendi yöntemleri var ve iyi ki biz büyükler anlamıyoruz bundan!

Zira en ufak bir şeyde hatta bazen yoktan yere siteler, bloglar kapanıyor sık sık ve bir daha kolay kolay açılmıyor, gazeteler, televizyonlar ceza alıyorlar, başka şeyler de oluyor ama akıl mantık almıyor. İşte bu nedenledir ki; bizim gibi orta ve daha ileri yaşlarda merdiven çıkanlar, zihinlerinde bir tını içten içe anıyorlar seni, bir de en fazla "post-it" lere yazıp PC'lerin ekranına yapıştırıyorlar adını Ey Özgürlük: Anlayacağın başka türlüsü risk içeriyor biraz!



1 Mart 2011 Salı

BU SON FASILDIR EY ÖMÜR!


Ankara'nın tanıdık tiyatrolarından Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosu, bu sezon "DÖNEMEÇ" adlı oyununu sergiliyor.

Kurgu-koreografi ve reji'nin Gülüm Pekcan tarafından gerçekleştirildiği oyunda, sanatçının yanı sıra H. Veli Kurt, Ceren Ergin, Oğulcan Abacıoğlu ve Güleda Abacıoğlu da yer alıyor.

Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Hasan Gündüz Pekcan'ın anısına ve tek perde halinde sergilenen gösteri 7 bölümden oluşuyor. Aşağı-yukarı bir saatlik bir zaman diliminde insan hayatının önemli safhaları dans, müzik ve video gösterimleri eşliğinde anlatılıyor.

DÖNEMEÇ EKİBİ


Oldukça modern bir kurguda, sessiz ancak anlamlı bir giriş ve ardından "insan" olgusuna vurgu yapan kısa bir video gösterimi ile başlıyor her şey. Sonrasında danslarla süslü bir resmi geçite tanık oluyorsunuz.

Kâh Hitler'in kana boyadığı dünya, kâh Atatürk ve Kurtuluş Savaşı mucizesi beliriyor gözlerinizin önünde. Aşk ve para ikilemi zihninizi kurcalarken, terör ve şiddet tırmanıyor aniden. Ve tabii yeni dünya düzeni, küreselleme, medya etkileri, ülkemizin ve insanlarımızın çalınan zamanları. Derken her şey birden bire bitiveriyor. "Bu son fasıldır ey ömrüm..." nağmeleri dolduruyor salonu.

Biraz şok oluyorsunuz tabii. Ruhunuz ve aklınız oyunun kurgusu içinde oradan oraya savrulmaya tam alışmışken bu bitiş şaşırtıyor sizi. Oysa ki, yaşam da öyle değil mi? Bir yandan insani arayış ve tutkular içinde kıvranıp dururken (aşk mı, para mı yoksa ikisi de olur mu?), diğer yandan da dünyanın büyük sorunlarıyla (açlık, savaşlar, terör vb.) sarmalanmıyor muyuz?

Hep böyle sürecek sanırken de, yaşamlar bir anda sona ermiyor mu?

Doğduğu andan itibaren yaşamak için mücadele verirken aslında ölüme seyahat eden insanlığın bu macerasını farklı bir yorumla izlemek hayata bakışınızı yeniden değerlendirmenizi sağlayacaktır kesinlikle.

Siz de aynı kanaatteyseniz, Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosu'nun bu sezonki oyunu "DÖNEMEÇ"i Ankara Sanat Tiyatrosu'nda görebilirsiniz.

Biletlerini gişeden de temin edebileceğiniz oyunla ilgili gösterim tarihleri ve rezervasyon dahil her türlü bilgi için: (0312) 466 60 30 veya 31 no. lu telefonlara başvurabilirsiniz.

OYUNDAN FOTOĞRAFLAR

28 Şubat 2011 Pazartesi

AĞACIN ÖLÜMÜ


bir mevtanın kaleminden...

Çok değiştim....

Dallarım gökyüzünden sonsuzluğa ulaşıyor, köklerim ise arzın merkezine iniyor gibi. Sürekli geçen zamanın içinde, an donmuş gibi. Geçen vakti yaşamın o kırılamaz döngüsünden anlayabiliyorum yalnızca.

Yıllar önce hayat bahçesinde hayat bulduğum ev eskidi artık, ne yaşamlar açtı ve soldu. Beni sevecen elleriyle toprakla kavuşturan, sulayan, besleyen ve bir zamanların genç babası artık dede oldu, bedeni büküldü, saçları ağardı, yüzüne çizgiler doldu. Küçük kızı da anne artık, olgunluk çağına erişmek üzere ama henüz farkında değil hiçbir şeyin.

Yine de zaman zaman bahçede oturuyorlar ve duyuyorum "ben"den bahsediyorlar.

Dün tuhaf bir şey oldu; baba bir şeyler anlattı kızına, genç kadın biraz buruldu ve gözleri nemlendi.

-"Nasıl yani, şimdi kesmek zorunda mıyız?" diye sordu.

-"Evet," diyerek iç geçirdi yaşlı adam, "kökleri evin temeline doğru yürümüş, başka çare yok."

Anladım ki; bana hayat veren toprak yine sonum olacak.

Biraz önce de belediyeden geldiler zaten.

-"Ööfff," diye söylendi biri, "amma da uzun ağaçmış haa, en az otuz metre boyu var bunun, uğraştıracak bizi!"

sonra ki bölüm: GÜNEŞ

16 Şubat 2011 Çarşamba

DEĞİŞİMİN GÜCÜ





Doğar, büyür ve ölürüz. Zaman geçer, yaşam devam eder, tabiat hükmünü sürer. Her şey bir başka şeye evrilir gider. Kısacası hiçbir şey durağan değildir bu evrende.

Doğal olanı da; evrenle uyum içinde olmaktır. Zamanın akışına ayak uydurmak, tabiatın hükmünü kabul etmek ve yaşama kendini bırakmaktır.

Mücadele etmek, direnmek değildir. Mücadele etmek; değişebilme gücü demektir.

Siz de değişimin olumlu gücünden faydalanmak ve hayatınızda ilerlemeye devam etmek istiyorsanız. Aşağıdaki olumlamayı kullanabilirsiniz.


DEĞİŞİM OLUMLAMASI / GÖNDERİ: Kadir Tuğtekin OK


“İlerlemem gerektiğinde değişmem de gerekiyordu.


Her değişim bir tür ölümdür ve hiç kimse değişmeden duramaz.”


Bütün evren her an yok olur ve sonra yeniden değişerek var olur.


Ben de değişirim. Her an, her soluk alışımda. Hiçbir zaman bir önceki solukta olduğum kişi olmam.


Hayatın akışına uyum sağlayıp onunla birlikte akarken, hep yenilendiğimi ve olgunlaştığımı bilirim.


Hem hep aynı kalırım, hem de hiçbir zaman bir önceki gibi olmam.

Her şey beni değiştirmek için vardır.


Ciğerlerime dolan hava, attığım adım, okuduğum kitap beni değiştirir.


Eşim beni değiştirir, çocuğum, arkadaşım ve yabancı sandığım kişiler beni değiştirirler.


Ay beni değiştirir, güneş beni değiştirir.


Onlar beni değiştirirken, ben de onların değişimine katkıda bulunan milyonlarca etkiden birini yapmış olurum.


Hepimiz birbirimizi değiştirir ve değişiriz.


Bu ne güzel bir danstır.


Ve ne güzel bir armoni!


Değişerek aynı kalmanın sırrını hissettikçe, boşluğun ve belirsizliğin rüzgârına kendimi bıraktıkça, hayatın beni götürdüğü her anda yeni şeyler bulurum.


Her köşede bir sürpriz, bir hediye ve bir heyecan beni bekler.


Bu değişim içimi ürperttiğinde ve karanlık boşluğa gözlerimi dikip öylece baktığımda yine de bilirim ki, yolumu aydınlatacak bir ışık çıkacaktır bir yerlerden.


Zamanın akışı beni kendi gerçeğime, zamanın içinde gizli duran gerçeğe götürür.


Değişimi severim ve değişerek olurum her an. Önümü göremediğimde, bastığım yeri bilemediğimde yürürüm yine de, gözlerim karanlığa alışıncaya kadar ilerlerim.

Bilirim ki ortalık aydınlandığında ve karanlık dağıldığında, yepyeni bir görüntü bütün berraklığıyla ortaya çıkacaktır.

Değişirken sınırlarımı zorlamak ve kendimi esnetmek zorunda olduğumu bilirim. Konfor alanlarımdan dışarı çıkmak beni zorlayabilir.


Ama sürecin sonunda alacağım ödülün, değişim sırasında çekeceğim sıkıntılara değeceğini bilirim.

SÖYLE SÖZÜNÜ

Ad

E-posta *

Mesaj *

kimler gelmiş:)

Twitter

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı