KEBİKEÇ

Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2020 Perşembe

ANNE ÖYKÜLERİ GÜLÜMSETSİN HEPİMİZİ!



Bu Pazar anneler günü. 

Koskoca bir yılda başka gün yokmuşçasına  annelerimizin eteklerine koşuşacağız yine bu Pazar, eğer uzakta iseler telefonlara yapışacağız. 

Bunları yapabilmek çok güzel aslında.

Tüketim kültürü, bu günün anlamı-anlamsızlığı ve başka her türlü polemiği bir yana bırakarak, annelere adanmış bu güne özel gülümsemeler olsun herkeste!

İşte bir kaç cümle ile gülümseten Anne öyküleri:

Anne; çocuk sahibi olduğu andan itibaren kişiliği ikiye bölünen, bir tarafı ile son derece normal olup, her türlü sosyal sorumluluk ve görevini yerine getiren, diğer tarafı ile de tamamen uçurmuş ve normal olmayan olamayan kişidir. 
***
Anne, her ne meslekte olursa olsun, en büyük yaratıcılığı çocuklarını büyütürken gösterir. Bu gizli özelliği yıllar geçip büyüdükten ve kendileri de çocuk sahibi olduktan sonra anlaşılır ancak evlâtları tarafından.
***
Anne, "zararlı" ya da "tehlikeli" diye yasakladığı her şeyi "bana bi şey olmaz" diyerek yapar. Sıkıysa bir şey söyleyin bakalım!
***
Anne, cep telefonunu asla açmayan, ama üç gün sonra "beni mi aradın sen?" diye arayan bir kişiliktir. Daha da garibi, kendisi aradığında ilk üç saniye içinde cevap verilmesini bekler. Aksi takdirde çıkacak olay onun sorumluluğunda değildir. 
***
Annenin, bilindik veya bilinmedik ne kadar ermiş, veli ve yatır varsa onlarla yakın ilişkisi vardır. Bu bakımdan akıllı bir evlât annesiyle daima iyi geçinmelidir!
***
Anne, çocukken veya gençken asla öyle yapmamıştır. Eğer evde bir büyükanne veya büyükbaba yoksa kesinlikle çocuklarına bunu yutturabilecek kadar da rol yeteneği yüksek kişidir anne.
***
Kayboldu ya da başına bir şey geldi diye aranan ve sonuçta oturma odasında uyuyup kaldığı anlaşılan kişi annedir. Böyle bir durumda evde ondan başka hiç kimsenin aklına odaları kontrol etmek gelmediğinden bu acaip olay ancak anneyle yaşanır. 
***
Anne daima haklıdır. Değilse de, haklı olacak bir yol muhakkak bulur! İtirazı olan?
***
Ve şöyle bir konuşma ancak anne ve evlât arasında geçer: 
Anne: Şeyma, telefonumun şarjı bitti!
Evlât: Mümkündür... Şarja tak, işe yarar...
Anne: Ukalalık etme... Dışarı çıkcam, ulaşamazsan merak etme.
Evlât: Peki...
Anne: Babanın cebinden ararsın artık... Ben yanında diilim.
Evlât: Ya niye arıyorum o zaman anne yaaa...
Anne: Sen ne diyorsam onu yap...
***
ANNE-OĞUL ARASINDAKİ İLİŞKİ BAZEN ŞÖYLE OLABİLİR: 


ANNE KIZ ARASINDAKİ İLİŞKİ DE BAZEN ŞUNA DÖNEBİLİR:


Vee son cümle daima: 
ANNECİĞİM, ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN!

8 Mart 2020 Pazar

KADINLAR ZAMANI




Kadim bilgilerin bize aktardığına göre; Tanrı önce adamı yarattı, yaratılmışların en üstünü olarak tüm evreni emrine verdi. Ama adam sahip olduğu üstünlükle o kadar yalnızdı ki, ona bir de eş gerektiğine karar verdi ve bunun üzerine kadını yarattı, kaburga kemiğinden. Yani aslında kadın erkek için yaratılmıştı, ondan bir parça ile onu bir parça eksik bırakarak...

Tanrı, Adem ile Havva için cenneti seçmişti mekân olarak. Ama şeytan işi bozdu, gitti kandırdı kadını, adama yedirdi yasak elma'yı. Bu açıdan bakıldığında, tüm zamanların en eski suçu, bir tutku suçuydu. Zira Adem, elmayı Havva'ya olan zaafından ötürü, ona kanıp da ısırmıştı.

Tanrı'nın gazabı, yeryüzü serüveninin ve insanlık tarihinin başlangıcı oldu. İlk büyük suçun cezasını çekedursun kadınla adam, başka günahlar eklemekten de geri durmadılar her biri kendi hesabına, o zamandan bu zamana, kendi yollarında yürüyüp, kendi hikâye-tarihlerini yazarken.

Bu güne vardığımızda ise artık, kadın sayısınca kadın olma hikâyesi var dünyamızda. Doğduğu toprağın, iklimin, ürünü olduğu kültürün özelliklerini üstünde taşırken, özgünlüğü, eşsizliği ve doğasıyla harmanlayarak bunları, yaşıyor ve yazıyor kadın.

Daha özelde ise, Türkiye'de kadın olmak var. Özetlemek gerekirse ülkede kadınlık hikâyesini: Bir yanda baş tacı, gözbebeği, bir yanda üçüncü sayfanın gedikli haberi. Masalların büyülü dünyasının prensesi-kraliçesi, evinin eksik eteği, kaşık düşmanı. Efsanevi aşkların başrolü, kovulduğu cennetin vaatlisi, diğer taraftan da sırtında kötek, karnında bebek. Kısacası ikilemlerin efendisi, kutupların baş yavuklusu...Yani kadınlık hiç de kolay değil, keyifli olduğu tartışılır, tercih edilir mi cevabı net değil. 

Sonuç olarak:  Türkiye'de kadın olmak; anlatılır değil, anlaşılır hiç değil!

Bir de unutmadan: Kadınlar Günü Kutlu Olsun!



 

7 Şubat 2020 Cuma

AYNADAKİ AKSİMİZ




Yazan: Özlem PEKCAN

Yalnız doğar, yalnız ölür insan. Önce tek, sonra çok, en sonunda yine tek kalır. Buradan hareketle önce kendisinin farkına varır, ardından başkalarını tanır. Kendisini nasıl görüyorsa öyle davranır karşısındakine ve kusurlu yapısı, birbirinin zıttı her türlü özelliği karakterinde bulundurabilme kapasitesi, işleri karıştırır çoğunlukla.

Bu yüzden, iyiden kötüye geniş bir yelpazede ve o derecede zıt kutuplara aynı an içinde çeşitli geçişler, sert savruluşlar yapabilir,  üstelik benzer his ve dürtülerle. Aradaki tek fark; bir zaman onları yönetebilirken, artık onların esiridir. Davranışlarının yarattığı fırtınanın ortasında, kendisi dışındaki benlikleri de hırpalarken medet umduğu tüm dengesizliğini maskeleme maharetidir.

Ancak çağımızda her şey giderek şeffaflaşıyor, saklamak ve saklanmak giderek zorlaşıyor. Mekânlar, iletim ve iletişim böylesi kolay erişilebilir bir düzlemdeyken, hadi diyelim ki karakterini perdeledi de yansımasını filtrelemesi kişinin ne kadar mümkündür? Bir siteyi hacklemekten bile daha kolay bu gün insani kusurları deşifre etmek.

Şöyle bir göz gezdirin, medyadaki fotoğraflara ve videolara. Karşılaştırın geçmişle şimdiki zamanı. Bir vakitler başarı ile güzelleşen, takdirle çevrelenen pek çok kişi, artık ne hallere bürünmüşler. İlk başlarda ışıl ışıl parlarken, şimdilerde o ışık kaybolmuş, kimi kez açıklanması güç şımarıklıklarla, kimi kez hazmedilemez saldırganlıklarla çıkıyorlar toplum önüne tuhaf bir aymazlıkla sarmalanmış dağlar boyu egoları eşliğinde. Çünkü geçmişin efendiliği, esarete dönüşmüş. Kişiliklerini, becerilerini, başarılarını, kısaca onları bir yerlere taşıyan tüm güzel özelliklerini yönetmeyi çoktan bırakmışlar. Kim bilir hangi hırslarına yenilmişler.  

Yine de en etkilisi yüz yüze iletişim bence. Çünkü çuvaldız başkasına ise, iğne gerektir illâ onu tutan elin sahibine. İşte bu nedenledir ki, herkes, hepimiz sık sık aynaya bakmalıyız: Neler söyler oradaki aksimiz bize?


25 Ocak 2020 Cumartesi

BRÜTÜS'E NE OLDU?






Yazan: Özlem Pekcan

Çocukken, kahramanlardan daha da fazla onların kaderini belirleyen karakterlere ne olduğunu merak ederdim hep, öykü bittikten sonra.

O rüyadaki ak sakallı dede, nereye giderdi, öğüdünü verdikten sonra? Ya da yüzyıl süren büyüyü yapan o kötü perinin başına ne gelirdi herkes uyandığında?

İşte bu yüzden, ne zaman esaslı bir ihanetle karşılaşsam veya birinin diğerine kazık attığı bir olay medyaya yansısa ve o meşhur “Brütüs” gündeme gelse, benim de zihnimi aynı sorular kurcalar: Kahramana ne olduğunu biliyoruz da, diğerlerinin başına neler geldi?

Meselâ, Sezar’ın ünlü generali Antonius ne yapmıştır o meşum günden sonra? Ya da Kleopatra ne hissetmiştir? Peki Brütüs’e ne olmuştur, başına neler gelmiştir hançeri sapladığı andan itibaren?

“Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin: Ben Sezar'ı gömmeye geldim, övmeye değil!” diye başlar Marcus Antonius’un o tiradı.

Sezar, senato kapısında, en yakını ve hatta yoldaşı kabul ettiği Brütüs’ün de dahil olduğu kalabalık bir grup tarafından henüz katledilmiştir.

Sezar’ın komutanlarından ve Brütüs ile de yakın bir dostluğu bulunan, ancak bu komplonun dışında kalmış Antonius (ki bu şekilde başa geçmeyi umut ettiği şeklinde tarihi yorumlar da var), onun cenazesi başındadır şimdi ve devam eder:

“İnsanların yaptıkları fenalıklar arkalarından yaşar, iyilikler ise çoğu zaman kemikleriyle beraber gömülür gider. Hadi Sezar’ınkiler de öyle olsun. Asil Brütüs size Sezar’ın haris olduğunu söyledi; eğer böyleyse, bu ağır bir suç. Sezar da bunu pek ağır ödedi… O benim dostumdu, bana karşı vefalı ve dürüsttü; lakin Brütüs haris olduğunu söylüyor ve Brütüs şerefli bir zattır…

Bir zamanlar siz onu (Sezar’ı) hep severdiniz, bu sebepsiz değildi. Öyleyse sizi ona yas tutmaktan alıkoyan nedir?

Ey izan! Sen hoyrat hayvanlara sığınmışsın, insanlar da muhakemelerini kaybetmiş. Beni affedin. Kalbim tabutun içinde, şurada, Sezar’ın yanında, tekrar bana gelinceye kadar beklemeli.”

Shakespear’in ünlü oyunu Jül Sezar’da geçen bu tirad; sadakat ve ihanete dair çok zeki bir demagojidir.

Aslında Brütüs, Senato tarafından tiranlığının kabul edilmesi nedeniyle yok olma tehlikesi karşısında, sırf cumhuriyeti kurtarmak için Sezar’ın katline ortak olmuştur. Ama bu cinayet cumhuriyetin sonu hızlandırır ve yerine geçen Oktavianus (Sezar’ın resmi evlatlığı) imparator ilan edilir. Bir bakıma bir kaderi önlemeye çalışırken onun nedeni olur. Üstelik erdemi ve sadakati ile tanınırken hain ilan edilir zavallı Brütüs. Sonuçta da peşine düşen Romalıların kendisini sıkıştırdığı köşede, onların eline düşmeden intihar eder.

Antonius ise Mısır’a gider. Sezar’ın da tutkunu olduğu Kleopatra ile büyük bir aşk yaşar. Ve Sezar’dan zaten bir oğlu olan Kleopatra’nın Antonius’tan da ikiz çocukları olur. Ancak imparatorluk bu ikiliyi bir tehlike olarak görmeye başlayınca işler değişir, Roma İskenderiye’ye girdiği sırada Antonius intihar ederek hayatına son verir, arkasından da Kleopatra.

Gerçekte ne Brütüs efendisine ihanet eden ilk yoldaştır, ne de Sezar ihanete uğrayan ilk tiran. Ama onları böylesine ünlü ve ölümsüz kılan, belki de Shakspear’in birini diğerine bağlayarak Sezar’a söylettiği sözlerdir:

“Sen de mi Brütüs! Öyleyse yıkıl Sezar!”

10 Kasım 2019 Pazar

ATATÜRK BÜYÜK DEVRİMCİYDİ


Atatürk’ün ölüm yıl dönümünde,tarihten bir yaprak düştü önümüze. 

Hayat Tarih Mecmuası, Kasım 1970 sayısında bir röportaj yer alıyor, başlığı:


“Falih Rıfkı Anlatıyor: Atatürk Büyük Devrimciydi”


Ropörtajı yapan kişi Öz DOKUMAN, fotoğraflar ise Sedat Dizici’ye ait.


Derginin 36 ve 40 ncı sayfalarında yer alan söyleşi, şöyle başlıyor: 

Atatürk’ün en yakın devrim arkadaşlarından olan Falih Rıfkı Atay, Türk basınının en eski ve en güçlü yazarlarından biridir. Kalemiyle, fikriyle Milli mücadeleye yardım etmiş, gazetesinde Yeni Türkiye’nin kuruluşu için savaşmıştır. 

Sonra devam ediyor:

Atatürk’ün sofrasında bulunanlardan kaç kişi kaldı ki? O ve Yakup Kadri; bir zamanlar biri Akşam’da diğeri İkdam’da düşman işgali altındaki İstanbul’a, Anadolu’dan haberler vermiyorlar mı? İstanbul halkına Anadolu’dan ümitli seslenişler getirmiyorlar mı?


Falih Rıfkı’nın hemen bütün eserlerini okumuştum ama kendisiyle oturup karşılıklı konuşmak, ondan Atatürk’ü dinlemek fırsatını bulamamıştım.


İşte karşımda şimdi.


ATATÜRK’LE İLK KARŞILAŞMA


Ve Öz DOKUMAN ilk sorusunu soruyor: 

-Atatürk’ün en yakın devrim arkadaşlarındansınız, diyorum. Onunla nasıl tanıştınız? Anlatır mısınız bunu?


Falih Rıfkı anlatmaya başlıyor: 

-Atatürk’ü ilk defa Balkan Harbi’nden hemen sonra Dimetoka’da tanıdım. Küçük rütbeli bir subay olmakla beraber, fikren kumandanlarının üstündeydi. Bun şaşmıştım. Anafartalar zaferinden sonra daha yakından ilgilendim. Fakat İzmir’e girişine kadar kendisiyle yakın temasım olmadı. Kuvây-ı Milliye devrinde Akşam’da günün fıkrası adı altındaki sütunumda onun için savaşıyordum. Bu yüzden Kürt Mustafa’nın hapsine girdim.


Sonradan öğrendiğime göre, Mustafa Kemal Paşa benim yazılarımı takip edermiş. İzmir’e girişinin üçüncü yahut dördüncü günü ben de vapurla İzmir’e gitmiştim. Beni pek samimi olarak karşıladı ve “bundan sonra sizinle beraber çalışacağız” dedi.


DOKUMAN: -İlk karşılaştığınız zamanki hâlini hatırlar mısınız? Yani üzerinizdeki intibaını?


FALİH RIFKI: -Sarışın, temiz giyimli, keskin bakışlıydı. Bütün dikkatleri üstüne çeken bir kumandandı. Onun ilk görüşmemizde hatırımda kalan en kuvvetli sözü “Düşmanın birini denize döktük, ikincisi ile geride savaşmak devrine başlıyoruz” demesi olmuştu.


ÇOK GERİDE KALMIŞ BİR HATIRA


Ropörtajda genel olarak Atatürk'ün verdiği mücadele ve devrimci tarafını anlatsa da,  söyleşinin  sonuna doğru Türk Ordusu'nun İzmir'e girişinden sonra Atatürk'le yaptığı ilk ropörtaj ve belki de ilk anısından da söz ediyor Falih Rıfkı.  

Falih Rıfkı’nın Atatürk ile İzmir’de bir röportajı vardır, diye yazarak giriş yapıyor DOKUMAN ve bunu anlattırmak istiyor: 


- Çok geride kaldı o günler, dedim. Ama büyük bir gazetecilik olayı. Sizden, sizin ağzınızdan bir daha dinlemek, mümkün mü bunu?

FALİH RIFKI: -Atatürk İzmir’de Lâtife Hanım’ın evinde kalıyordu. Tarihi tam hatırlayamayacağım ama, İzmir’e Yakup Kadri ile birlikte gitmiştik. Kramer Oteli’ne elbiselerimizi bıraktık. Yalnız şunu söyleyeyim: İzmir yanıyordu, alevle içindeydi. 


Tam o sırada Fransızlar’ın İstanbul fevkalade komiseri General Pellé, geldi. Atatürk onu merdivende karşıladı, biz de yanındaydık. General Pellé ile görüştü.  Atatürk’ü karşısında görünce General Pellé’nin ayaklarına hafif bir titreme geldi. 


Sonra içeride baş başa konuştular.  General Pellé çekip gitti. Derken biz Atatürk ile konuştuk, o da şunları anlattı:


General Pellé, Türk ordularının İstanbul’a yürümemesi için ricaya gelmiş. O da “Zafer ordularını nasıl durdurabilirim. Ama hemen mütareke yaparsak bu mümkün olur” demiş.





















Atatürk bunları anlattıktan sonra bize döndü:
-Hangi zafer orduları birader, dedi. İzmir’e geldik diye dağılan dağılana. Nerede olduklarını bile bilmiyorum. Şimdi General Pellé acele mütareke hazırlıklarını tamamlamak için gidiyor, diyor gülüyordu. 


Ropörtajın sona erdiğini şöyle tasvir ediyor DOKUMAN: 

Bakıyorum, Falih Rıfkı azıcık yorulmuş: eski hatıraları bir daha yaşadığı için olacak bu. Mırıldanır gibi teşekkür ederek usulca yanından ayrılıyorum, o ise gözlerini Atatürk’ün Kocatepe’ye çıkarken çekilmiş resmine dikmiş, bakıyor.

Ropörtajın tamamını o günkü dergi sayfalarından okumak isterseniz:





 

 

 

 


https://photos.app.goo.gl/7sUOjoqfE2C8jci52

29 Ekim 2019 Salı

CUMHURİYET NASIL İLÂN EDİLDİ
























Cumhuriyetimizin ilân edilişinin yıl dönümündeyiz. Hepimize kutlu olsun. Aşağıda, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün, bu güne ilişkin NUTUK'ta anlattıklarından kısa bir bölüm var:

"Efendiler, parti toplantısına son verildi ve hemen arkasından meclis toplantısı başladı. Saat, öğleden sonra altı idi. Yasa teklifi Kanun-u Esasi Encümeni (Anayasa Komisyonu) tarafından usul bakımından incelenerek tutanağı hazırlanırken, meclis başka bazı sorunlarla uğraştı.
Sonunda, başkanlık makamında bulunan başkan vekili İsmet Bey, meclise şu bilgiyi verdi: "Kanun-u Esasi Encümeni, Teşkilat-ı Esasiye Kanununun (Anayasanın) değiştirilmesi ile ilgili tasarının hemen görüşülmesini teklif ediyor." "Kabul!" sesleri üzerine, tutanak okundu. Teklif edildiği gibi görüşüldü.

Sonunda yasa, bir çok konuşmacının "Yaşasın Cumhuriyet!" sesleriyle alkışlanan konuşmalarıyla kabul edildi."
(Alıntı: NUTUK, Hazırlayan:Kemal BEK, Bordo Siyah Yayınları, sf. 728)























"Saygıdeğer efendiler, sizi günlerce meşgul eden uzun ve ayrıntılı konuşmam, ne de olsa, geçmişte kalmış bir dönemin hikayesidir. Bunda, milletim için ve gelecekteki çocuklarımız için dikkati ve uyanıklığı sağlayabilecek bazı noktaları gösterebilmişsem, kendimi mutlu sayacağım.

Efendiler, bu konuşmamla, milli hayatı bitmiş sayılan büyük bir milletin, bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve fennin en son esaslarına dayanan, milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bu gün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen milli beleların ortaya çıkardığı uyanıştır ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum."
(Alıntı: NUTUK, Hazırlayan:Kemal BEK, Bordo Siyah Yayınları, sf. 798)


TARİH BUDUR...


27 Aralık 2018 Perşembe

HERKES İÇİN YENİ YIL KARİKATÜRLERİ :D





Eski yıl toparlanıp giderken, birazcık gülümseyelim...




Noel Baba kredi kartını kaybederse!


Tühh, her şey yine aynı!

Dahası da var....

22 Mart 2016 Salı

MERDİVEN










GÜLÜM PEKCAN DANS TİYATROSU MERDİVEN ADLI OYUNU 25 MART CUMA GÜNÜ SAAT 20.30 DA GÜNİZ SOK. 44-4 ADRESİNDEKİ KENDİ TİYATROSUNDA ' DÜNYA TİYATRO GÜNÜ ' VESİLESİYLE ÜCRETSİZ SERGİLEYECEK.

YAŞAMIN BASAMAKLARINI ANLATAN OYUN , GÜNÜMÜZ DÜNYASININ DEĞİŞEN DEĞERLERİNİ ANALİZ EDİYOR.

OĞULCAN ABACIOĞLU - GÜLEDA ABACIOĞLU VE GÜLÜM PEKCAN ŞİMŞİR'İN ROL ALDIĞI OYUN SEZON BOYUNCA HER CUMA SAAT 20.30 DA SAHNELENMEYE DEVAM EDECEK.


12 Haziran 2014 Perşembe

ORTA YAŞ SENDROMU!







Derin AKTAN


Geçenlerde ofiste çalışıyorum, telefon çaldı. Açtım, karşımda tanımadığım bir erkek sesi… Derdini anlattı epey süre, gereken notları aldım, ne yapması gerektiğini söyledim, artık kapatmak üzereyken nedense karşımdakinin lâfı uzatası tuttu.

-“Ben daha önce gelmiştim sizin oraya,”dedi. “İki bayan vardı biri genç, diğeri de orta yaşlı. Siz genç olansınız herhalde değil mi?”

Bir an durakladım, aslında biz iki bayan da aynı yaşlardayız… Adamın, kur yaparak aklınca işinin takibini garantiye almak istediğini anladığımdan olacak:
-“Hayır, diğeri,” diye cevapladım soruyu.

Ses şaşaladı bir an: -“Nasıl yani?”
-“Ben,” dedim hınzırca “genç olan değil, orta yaşlı olan bayanım.”

Karşıda derin bir sessizlik oldu; “tüh baltayı taşa vurduk” hissini ahizeden ben bile aldım. Ondan sonra fazla uzatmadan telefonu kapattı adam.

Kendi çıkarı için yaptığı ucuz numarayı adamın başına geçirmekten büyük bir haz aldığımı itiraf etmeliyim. Bundan sonra böyle şeyler yaparken bir değil iki defa düşünür herhalde. Şu anda sırf boşboğazlığı yüzünden işinin akıbeti konusunda dokuz doğurduğundan eminim!

Öte yandan, bu olay benim de hiç farkında olmadığım bir şeyi idrak etmeme neden oldu: Kırk yaşını birkaç (!) sene geçmiş biri olarak, artık gerçekten de orta yaşlı bir kadınım ben!

Fakat bir sorunum var: Kendimi hiç de orta yaşlı bir kadın gibi hissetmiyorum! Yani artık otuzlu yaşlarında genç bir kadın olmadığımın gayet bilincindeyim, fakat şu orta yaş kavramı da kavramıyor beni bir türlü.

****

Yukarıdaki sözlerin sahibi, benim çocukluk arkadaşım. Geçen haftaki buluşmamızda, sohbetimizin büyük bölümünü bu olay kapsadı.

Bir taraftan erkeklerin istediklerini elde etmek için neden böyle yöntemlere başvurduğunu tartıştık, bir taraftan da genç ile orta yaş arasında daha “orta” bir tanım olabilir mi diye konuştuk.

Öncelikle; erkeklerin bazen feci şekilde aptal durumuna düştükleri kanaatine vardık ve bir araya gelip de erkekleri çekiştiren tüm kadınlar gibi başka bir sürü örneği hatırlayıp çok güldük.

Bu arada, ne kadar uğraşsak da genç ile orta yaş arasında kendimizi daha iyi hissettirecek bir tanım bulamadık maalesef. Sonuçta, “ya biz buna alışacağız ya da o zamana kadar yeni bir şey bulacağız” dedik. Bu da bizi çok ümitlendirdi doğrusu!


2 Temmuz 2013 Salı

DİKKAT: 90' KUŞAĞI - KAHROLSUN BAĞZI ŞEYLER!


Gezi olayları durulmuş görünse de, etkisi devam ediyor.

Bunun en önemli göstergesi de kuşkusuz 90' kuşağının merkezi durumundaki üniversiteler. 

İşte size pankartlarla, bir grup ODTÜ'lü 90'lının mezuniyet töreni. 

 Dikkat: 90' KUŞAĞI!




DAHA FAZLASI İÇİN TIKLAYIN....


22 Ocak 2013 Salı

!f İstanbul Zamanı Geliyor




Carax, Gomes, Rivera İstanbul’a geliyor, Reha Erdem’in Jin’i Türkiye galasını !f İstanbul’da yapıyor

Maximum Kart partnerliğiyle düzenlenen !f  İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali sinema dünyasının usta isimlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Leos Carax, Miguel Gomes ve Jose Rivera son filmlerinin Türkiye galasına katılmak için İstanbul’a geliyor. Festival’in Türkiye’den sürprizi ise Reha Erdem’in son filmi Jin.

Yenilikçi ve ses getiren filmleriyle kendi takipçilerini yaratan, partileri ve etkinlikleriyle alternatif bir eğlence kültürünü İstanbul’a taşıyan !f İstanbul, 12 yaşına dolu dolu bir programla giriyor. Yılın merakla beklenen filmlerinin ilk gösterimlerine ev sahipliği yapacak !f İstanbul, sinema dünyasının usta isimlerini de Türkiye’ye getiriyor.

Dönüşü muhteşem oldu

!f İstanbul, açılışını Leos Carax’ın son filmi Holy Motors/Kutsal Motorlar’la yapıyor. Mauvais sang/Kötü Kan, Les amants du Pont-Neuf/Köprü Üstü Aşıkları filmlerinin yaratıcısı Carax, 13 yıl aradan sonra ilk defa kamera arkasına geçtiği Kutsal Motorlar’la yeniden sinemanın sınırlarını zorlayan bir başyapıt ortaya çıkarıyor. Denis Lavant, Kylie Minogue ve Eva Mendes’in rol aldığı, "2012’nin en iyi filmleri” listelerinde sıklıkla karşımıza çıkan Kutsal Motorlar, duygudan duyguya atlayarak büyülü ve esrarengiz bir deneyim vadediyor. Son olarak Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği’nin Yabancı Dilde En İyi Film dalında ödüllendirdiği filmin !f’teki ilk gösterimi, Türkiye’de de sıkı takipçileri olan Carax’ın katılımıyla yapılacak.

Yolda’nın senaristi Rivera da geliyor

!f İstanbul’un uluslararası konukları arasında diğer bir isim; siyah-beyaz çekilmiş muhteşem filmi Tabu’yla Berlin’den FIPRESCI ve Alfred Bauer ödüllerini alan Miguel Gomes. Gomes; hem filmin gösteriminde yer alacak hem de festivalin uluslararası yarışmasında jüri üyeliği yapacak.

Festivalde ayrıca; Diarios de Motocicleta / Motosiklet Günlükleri, Letters To Juliet / Aşk Mektupları filmlerinin yanı sıra !f İstanbul’da da gösterilecek Yolda’nın senaristi Jose Rivera ile senaryosunu Altın Küreli Girls’ün yaratıcısı Lena Dunham’la birlikte yazdıkları Nobody Walks’la İstanbul’da olacak genç bağımsız yönetmen Ry Russo-Young da bulunuyor.

Reha Erdem’in son filmi !f İstanbul’da

Festivalin ayrıca Türkiye’den de bir sürprizi var. Reha Erdem’in heyecanla beklenen son filmi Jin’in Türkiye’deki ilk gösterimi !f İstanbul’da yapılacak. 

Bu sene Berlin’in Generation bölümünde Kristal Elma için yarışacak Jin, PKK kaçağı Kürt bir kızın doğunun damgalanmış dağlarından inip, batının rüya dünyasına yaptığı yolculuğu anlatıyor. 

Yönetmenin Kosmos’da ustalaştığı şiirsel sinematik anlatımı sürdürdüğü filmi Jin, Türkiye’nin politik ikliminde özellikle tartışmalar yaratacak yeni bir Reha Erdem başyapıtı. Erdem’in Altyazı sinema dergisinden Fırat Yücel’in moderatörlüğünde festivalde özel bir söyleşiye katılacağını da hatırlatalım.

Biletler 1 Şubat’ta ön satışta

12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 
14-24 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Caddebostan Cinemaximum Budak, 28 Şubat-3 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova sinemalarında gerçekleşecek. 

Mars Entertainment Group ortaklığıyla gerçekleşen festivalin biletleri 1 Şubat’ta Mybilet’te indirimli ön satışa çıkacak.

4 Ocak 2013 Cuma

FARELER VE İNSANLAR




İnsanların telefonlarının dinlendiği, yatak odalarına gizli kameraların yerleştirildiği, profesörlerin-gazetecilerin evlerinin basıldığı, şeref madalyalı subayların terörist ilan edildiği, Nutuk’un suç delili, Garfield’ın şüpheli şahıs olduğu, Hürrem’in savcılığa şikâyet edildiği, Yunus Emre’nin sansürlendiği, Şeker Portakalı’nın erotik, Fareler ve İnsanlar’ın sakıncalı bulunduğu “özgürlükler” ülkesinde…

*
Minik bi fare varmış.
*
Duvardaki çatlaktan mutfağa bakarken, çiftçi ve eşinin paket açtıklarını görmüş… Kendi kendine, sanırım akşama ziyafet çekeceğim, kim bilir ne güzel yiyecekler vardır içinde demiş. Ancak, ambalajı bi yırtmışlar ki, çıka çıka kapan çıkmış! Eyvah… devamını okumak için tıklayın

2 Ocak 2013 Çarşamba

CEMAL SÜREYA ANMASI





Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği, 9 Ocak 2013′te tüm şiirseverleri, Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki Cemal Süreya Anması’na davet ediyor.




Türk şiirinin kanatlarından birini kaybettiği 9 Ocak’ı içeren haftada, Türkiye’nin dört bir yanında Cemal Süreya‘yı benimseyen, anmaya katılmak isteyen, fakat İstanbul’da olmadığından katılamayanlar için Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği Gençlik Yönetimi bir program hazırlıyor.

Etkinlikler için herkese çağrı yapıyorlar: “Bulunduğunuz şehirde 7-13 Ocak 2013 tarihleri arasındaki etkinlikleri bize bildirirseniz programımıza ekleyip duyuracağız. Eğer herhangi bir etkinlik duymadıysanız, ama bir etkinlik yapmak istiyorsanız, koordinasyon kurabileceğiniz kişilere sizi yönlendirebiliriz ya da organize ettiğiniz etkinliği duyurabiliriz."



Derneğin 9 Ocak etkinliği: 

Yer: Caddebostan Kültür Merkezi / Büyük Salon
Etkinlik Saati: 20:00


Sunuculuğunu Celile Toyon Uysal’ın yaptığı, 
Uğurtan Atakan’ın yönettiği etkinlikte açılış konuşmasını 
Dernek Başkanı Aslı Durak yapacak, Ödül Töreni ardından, Tiyatro Gerçek (Hakan Gerçek- Tilbe Salim) “Üstü Kalsın” gösterisiyle izleyiciyi Cemal Süreya ile bir kez daha buluşturacaktır .



https://www.facebook.com/events/378414538917318/

İletişim: csureyagenclikyonetimi@gmail.com



20 Aralık 2012 Perşembe

ZAMAN AŞIMI





GÜLÜM PEKCAN DANS TİYATROSU 
YENİ SEZONU AÇIYOR. 

SİZLERİ DE BEKLİYOR.

"ZAMAN AŞIMI" 

 GÜLÜM PEKCAN 
ODA TİYATROSUNDA.

 REZERVASYON VE BİLET İÇİN:
GÜNİZ SOK 44-4 KAVAKLIDERE ANK.
TEL: (o312) 466 60 30 -31


ARALIK AYI OYUN PROGRAMI
  • 10-17-24 ARALIK PAZARTESİ SAAT 20.30
  • 11-18-25 ARALIK SALI SAAT 20.00
  • 14-21-28 ARALIK CUMA SAAT 20.00





ONLAR SİZİ BEKLİYOR, SİZ KİMİ?

17 Aralık 2012 Pazartesi

YÜCELERDENİZ, YÜCELERE GİDİYORUZ

Yaşadığı zamanın ötesinden tüm zamanlara erişen ve mana aleminin en büyük pirlerinden olan Hz. Mevlâna için ölüm günü, "yeniden doğuş günü" demekti. Çünkü O, öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Bu bakımdan, Mevlâna ölüm gününe "düğün günü" veya "gelin gecesi" anlamına gelen "Şeb-i Arûs" adını vermişti.

Günümüzde, her sene Aralık ayında, Konya'da Hz. Mevlana'yı anma etkinlikleri düzenlenmektedir. Ve bu etkinlikler Hakk'a kavuştuğu 17 Aralık günü yapılan Şeb-i Arûs ile sona erer.

Gören göz, işiten kulak ve dokunan el ile algıladığımız bu dünya dışında, bambaşka alemlerin rehberi Hz. Mevlana'dan bir kaç alıntı da bizden olsun, Vuslat Yıldönümünde.

Kimi zaman söz söyleyen kadardır, kimi zaman da anlayan kadar! Hz. Mevlana demiş ki:

- "İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir."


- "Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok."


- "Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür."


- "Gönül, ne tarafı işaret ederse duygu da eteklerini toplayıp o tarafa gider."


- "Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak'tan mı? Ne boş zahmet!"


- "Yücelerdeniz, yücelere gidiyoruz biz; denizdeniz, denize gidiyoruz biz. Biz oradan da değiliz, buradan da; mekânsızlık âlemindeniz, mekânsızlığa gidiyoruz biz."


- "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir."

Ve bir de video var, Nezihe Araz'ın yazdığı ve Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosunca sergilenmiş olan "HOŞGÖR" adlı oyundan bir bölüm.


SÖYLE SÖZÜNÜ

Ad

E-posta *

Mesaj *

kimler gelmiş:)

Twitter

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı