30 Eylül 2018 Pazar

NICCOLÒ MACHIAVELLI VE ÜNLÜ ESERİ IL PRINCIPE / PRENS HAKKINDA




Yazan: Özlem PEKCAN

YAŞAMI

            Niccolò Machiavelli, 1469’da Floransa’da, soyluluktan burjuvalığa düşmüş bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelir.  Borçlarını ödeyememesi yüzünden men edildiği mesleğini gizli gizli sürdüren babası, esasında bireyleri zaman zaman önemli devlet görevleri üstlenmiş, kentin seçkinleri arasında kabul edilen köklü bir aileye mensuptur.

       İlk gençlik yılları hakkında fazla bilgi bulunmasa da, kültürel etkilere açık bir ortamda büyüdüğü, hümanist bir eğitim aldığı, Lâtince öğrendiği, babasının zengin kütüphanesinde yer alan Lâtin ve Yunan edebiyatının temel klâsiklerini okuduğu bilinmektedir. Lorenzo dei Medici’nin Floransa’sında yetiştiği düşünüldüğünde Rönesans’ın hümanistik fikirlerini benimsemesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Nitekim Lâtinceye ilgisi nedeniyle 1490’lı yılların başında, Romalı şair ve filozof Lucretius’un Epikurosçu ögeler içeren “De Rerum Natura” adlı didaktik eserini çevirir.

          Fransa Kralı VIII. Charles, 1494’te İtalya topraklarını işgal eder, şehri yöneten Mediciler sürülür, cumhuriyet yönetimine geçilerek, idare ve yeni siyasal kurumların teşekkülü Dominiken din adamı Girolamo Savonarola’ya bırakılır. Ancak, Rönesans karşıtı vaazlarıyla, hatta günah gördüğü sanat eserlerini yaktırmasıyla tanınan Savonarola, koyu Katolik olmasına rağmen Kilise’ye yönelttiği sert eleştirileri yüzünden sapkınlıkla suçlanır ve aforoz edilir, 4 yıl süren teokratik iktidarının ardından 1498’de asılarak yakılır. 

         Savonarola’yı deviren burjuvalar kentte tekrar demokratik bir rejim kurar. 1498 Machiavelli’nin kişisel tarihi açısından da büyük önem taşır. Zira 29 yaşını sürdüğü bu yıl İkinci Kançılarya Sekreterliğine getirilir ve böylece politik kariyeri başlar.  Önceleri basit yazışmalardan ibaret iş ve sorumlulukları, cumhuriyet yönetiminin yürütme organı Onlar Kurulunun Sekreterliğini üstlenmesiyle daha da genişler. Diplomatik ziyaretler, elçilik faaliyetleri, Avrupalı ve İtalyan hükümdarlarla görüşme ve istişarelerden savaş alanları ile istihkâm bölgelerinin denetlenmesine kadar uzanan bu görevlerini 14 yıl boyunca sürdürecektir.

            1500 yılında, Pisa Kuşatması esnasında, Floransa’ya destek veren Fransız birlikleri isyan ettiğinde, Machiavelli XII. Louis ile görüşmek üzere Fransa’ya gönderilir. İlk diplomatik görevidir bu. Beş ay sonra geri döndüğünde, Cesare Borgia’nın, babası Papa VI. Alexander’in de desteğiyle, kendisine bir devlet kurmak amacıyla İtalya’nın orta kesimine yaptığı seferler yüzünden cumhuriyeti büyük bir sarsıntı içinde bulur. Bu arada, 1501’de altı çocuğunun annesi Marietta di Corsini ile evlenir.

1502’de kentin üstündeki tehdidin giderek artması nedeniyle iki kez gönderildiği Urbino’da Cesare Borgia’yla görüşür ve onun Sinigaglia’da ayaklanan adamlarından intikam alışına tanıklık eder. Cesare’nin zalim, kararlı ve kurnaz kişiliği Machivalli’yi epeyce etkiler.

Aynı sene, Piero Soderini ömür boyu Cumhuriyet Sancaktarı seçilir. Machiavelli kısa sürede onun güvenini kazanarak halktan asker toplanması düşüncesini kabul ettirir. Pisa’ya karşı verilen savaşta paralı askerlerin başarısızlığa uğraması üzerine 1505’de uygulamaya geçilir ve bu çerçevede ordunun yeniden yapılandırılmasına yönelik 1506’da oluşturulan Dokuzlar Kurulu Sekreterliğine atanır. Machiavelli, önceki görevlerini yürütmeyi sürdürürken, diğer yandan da askere alma işlerini yerinde görmek ve denetlemek için bölgelere ayrılan cumhuriyet topraklarında dolaşmaktadır artık.

Papa’nın da desteğini arkasına alan Kutsal Roma-Germen İmparatoru I. Maximilian’ın, İtalya’ya karşı sefer hazırlıklarına girişmesi üzerine, Aralık 1507’de kent yönetimi, devletin muhtemel bir saldırıdan uzak tutulmasını sağlamak niyetiyle Machiavelli’yi onunla görüşmeye gönderir. Dönüşünde Floransa’nın, Pisa kentini yeniden ele geçirmek üzere harekete geçtiğini görür, bundan faydalanarak yeni kurduğu orduyu cepheye sürer ve birliklere bizzat komuta eder. Savaşı kaybeden Pisa 8 Haziran 1509’da teslim alınır.

1510’da, Machiavelli Fransa’ya gönderilir. Görevi Floransa’nın müttefiki Kral XII. Louis’yi Papa II. Julis ile barışa ikna etmek, en azından topraklarının savaş dışı kalmasını sağlamaktır. Ancak, büyük bir savaş çıkacağına kani şekilde geri döner ve bütün gayretiyle kenti silâhlandırmaya başlar.

1511’de yeniden Fransa’ya gider. Bu sefer ki görevi Kralın desteklediği, ancak Papa’yı Floransa’ya karşı kışkırtan Pisa Konsili’nin dağıtılmasını sağlamaktır. Maksadına ulaşır ve döner dönmez bunu gerçekleştirir.

Fakat bu sıralarda, Papalık, Venedik, Ferrara Dükü, Katolik Fernando ve VIII. Henry tarafından Fransa’ya karşı oluşturulan Kutsal İttifak, Milano’da Sforzaların, Floransa’da da Medicilerin başa geçirilmesini kararlaştırmıştır.

Böylece Papa ordusuyla kentin üstüne yürür, Piero Soderini azledilirek kaçmak zorunda kalır, cumhuriyet yıkılır ve 1512’de Mediciler yönetimi tekrar ele geçirir. Tüm bu gelişmelerin sonunda Machiavelli de görevlerinden uzaklaştırılır, ağır bir para cezasına çarptırılır ve saraya girmesi bile yasaklanır.

Ertesi yıl, Medicilere karşı düzenlenen bir komploda ismi geçer, tutuklanır, hapse atılır ve işkence görür.  Suçlamaların hiç birini kabul etmez, serbest kaldığında iş bulamaz hale gelir. II. Julius’un ölümü üzerine Giovanni dei Medici, X. Leo adıyla Papalık makamına oturduğunda bağışlanmak ümidiyle “Canto degli Spiriti Beati / Kutsanmış Ruhların Şarkısı” adlı bir beste yapar, ancak beklediğini bulamaz. Maddi sıkıntıya düşen Machiavelli, San Casciano yakınlarındaki aile mülküne yerleşir. Politik hayattan ve hareketli diplomatik görevlerden uzaklaştırılması, alıştığı sosyal çevreden dışlanması onu edebi ve felsefi çalışmalara yönlendirir. “Il Principe” ve “Discorsi” gibi en ünlü ikisi de dahil pek çok eserini, neredeyse zorla ikâmet ettiği bu küçük çiftlik evinde yazacaktır.

1516’dan itibaren Machiavelli, yeniden Floransa’da görülmeye, kendisini “usta” kabul eden ve model alan genç entelektüellerden oluşan bir grupla Oricellari Bahçeleri’nde, başka deyişle Rucellai Saray Bahçelerinde buluşmaya başlar. Aynı zamanda, Medicilerle de yakınlaşmaya çalışmaktadır.

Bu dönemde Dük Lorenzo dei Medici’nin ölümü üzerine Floransa’nın başına Kardinal Giulio dei Medici geçer. Çabaları karşılık bulan Machiavelli nihayetinde Kardinalin, dolayısıyla Medicilerin himayesine girmeyi başarır. Bu süreçte ilk önce sıradan bir mesele için Lucca’ya gönderilir. 1520’de ise Floransa Üniversitesi tarafından Cumhuriyet’in resmi tarihçisi olarak atanır ve kentin tarihini yazmakla görevlendirilir. Aynı yıl, Papa X. Leon, bir anayasa taslağı hazırlamasını ister. Machiavelli, Papa yaşadığı müddetçe otoritesini koruyacak, ancak ölümüyle birlikte tamamen demokratik yönetime geçişi sağlayacak, cumhuriyetçi ilkeler içeren bir taslak hazırlar. Yaptığı bu çalışma tabii ki kabul görmez.

Yönetimde bazı reformlar yapmak isteyen Kardinal Giulio, 1521’de Papa’nın ölümüyle iyice kuvvetlendiğinde, Machiavelli de “Dell’Arte della Guerra” başlıklı eseri ile esasen Papa’ya sunmayı düşündüğü “Discorsi”yi gözden geçirerek, Kardinale takdim eder.

            Papa X. Leon’un ardılı Papa VI. Hadrianus’un da Eylül 1523’te ölmesinden sonra 1524’te Giulio dei Medici VII. Clemens adıyla Papa seçilir. Bunun üzerine Machiavelli, bir siyasetçi gibi kaleme aldığı, “Istorie Fiorentine” isimli sekiz kitaplık eserini hızla tamamlar ve yeni Papa’ya sunar.

            1525’ten itibaren diplomatik faaliyetlerine tekrar başlayan Machiavelli, 1526’da istihkâm çalışmalarını denetlemek üzere oluşturulan Kurul’un sekreterliğine getirilir.  Ardından, Papa’nın Kutsal Roma-Germen İmparatoru V. Karl’a karşı kurduğu ittifakta yer almak üzere ordusuyla birlikte Papalık Naibi Francesco Guicciardini’nin kuvvetlerine katılır. İzlenen tutarsız dış politika yüzünden İmparatorun başlattığı savaş 1527’de Roma’nın yağmalanmasıyla son bulurken, Papa’nın uzlaşma girişimini hoşnutsuzlukla karşılayan halk ayaklanır ve Medicileri bir kez daha kentten kovar. Böylece Floransa’da cumhuriyet yeniden kurulur. 

            Seneler önce olduğu gibi Machiavelli bir kez daha tüm görevlerinden uzaklaştırılır ve işsiz kalır. Mediciler zamanında üstlendiği sorumluluklar ve yürüttüğü faaliyetler kendisine karşı düşmanca, güvensiz bir tutum sergilenmesine sebebiyet verir. Büyük bir hayal kırıklığına uğrayan Machiavelli, hızlı seyreden hastalığının ardından 22 Haziran 1527’de hayatını kaybeder. Hemen ertesi gün de Santa Croce Kilisesine gömülür.

            En ünlü iki eserinden “Discorsi” 1531’de, “Il Principe” 1532’de, yani ölümünden yıllar sonra yayımlanır. Özellikle şaheseri kabul edilen “Il Principe / Prens” de öne sürdüğü fikirler öyle tepki çeker, öyle büyük tartışmalara yol açar ki, dinsizlik ya da sapkınlık gibi ağır suçlamalara mâruz kalır, sonuçta 1559 yılında tüm eserleri Katolik Kilisesi’nin “Yasak Kitaplar Dizini”ne konur.





BAŞLICA ESERLERİ:

            İtalya tarihinde, edebiyatçı, siyasetçi ve düşünür olarak büyük etkilerinin yanı sıra yadsınamaz önemli bir yeri bulunan Machiavelli yaşamı boyunca pek çok eser vermiştir. Bunlardan başlıcaları aşağıdaki şekilde listelenebilir.

Del Modo di Trattare I Popoli della Valdichiana Ribellati / Valdichiana’nın İsyan Eden Halkına Nasıl Davranılacağı Hakkında (1503): Antik Roma dönemine atıflarda bulunduğu, hayranlığını gösterdiği ve aktif siyaset önerdiği bir rapordur. Fazla bilinmeyen ancak ilgiyi hak eden yazında, Machiavelli Floransa’ya bağlı Valdichiana halkının (yani Arezzoluların) başkaldırısını, sebeplerini ve Floransa’nın karşılığını tartışır, tarihsel örnekler verir, çıkarımlarda ve tavsiyelerde bulunur.

Descrizione del Modo Tenuto dal Duca Valentino nell’Ammazzare Vitellozzo Vitelli, Oliverotto da Fermo, Il Signor Pagolo e Il Duca di Gravini Orsini / Valentino Dükü’nün; Vitellozzo Vitelli, Oliverotto da Fermo, Signor Pagolo ve Dük Gravini Orsini’nin Öldürülmesinde Takındığı Tutumun Tasviri (1503): Kariyerinin ilk yıllarında iki kez Cesare Borgia ile görüşmeye gönderilen Machiavelli, bu dönemde Cesare’nin Sinigaglia’da kendisine karşı harekete geçen adamlarından intikam alışına da tanıklık eder. Bu kanlı olayı anlattığı değerlendirmesinde, bir yandan Dük’ün Floransa için büyük tehdit olduğunu yazarken, diğer yandan da onun İtalya’da güçlü bir devlet kuracak kudreti bulunduğunu belirtir. Zalim, acımasız ve kanlı yöntemlerini tasvip eder gibidir.

Decennali / Yıllıklar (1509): Decennale Primo /  İlk On Yıllık”, 1494-1504 arası İtalya tarihini anlatır, “Decennale Secondo / İkinci On Yıllık” dönem tarihinin devamı niteliğindedir, ancak tamamlanmamıştır.

Ritratti delle Cose della Francia / Fransa’nın Portreleri (1510): Machiavelli, bu eserde Fransa Kralı XII. Louis’nin sarayındaki elçiliği sırasında yaptığı gözlemleri paylaşır. 

Ritratti delle Cose dell’ Alamagna / Almanya’nın Portreleri (1512): Kutsal Roma-Germen İmparatoru I. Maximillian İtalya’ya karşı sefer hazırlığındayken, Floransa Sancaktarı Saray’daki elçisine güvenmediğinden, Machiavelli’yi İmparatora elçi olarak gönderir. Yazar, bu görevi esnasında Almanya ve İsviçre hakkında edindiği gözlemlerini Floransa’ya döndüğünde “Rapporto delle Cose della Magna / Almanya Hakkında Rapor” başlığıyla raporlaştırır (1508). Dört yıl sonra yayımlanan ve raporunun temel teşkil ettiği bu edebi versiyonda da Alman devletinin güçlü ve zayıf taraflarını işler.   

La Mandragola / Adamotu (1518): İlk önce “Commedia di Callimaco e di Lucrezia”, daha sonra ise “Mandragola” adı verilen eser, Lâtin tiyatrosu etkileri taşıyan özgün, satirik ve eğlenceli bir tiyatro oyunudur. Machiavelli’nin insan tabiatı hakkındaki kötümser yaklaşımı kendisini burada da gösterir. Floransa toplumunun ikiyüzlü ahlâk anlayışının ve din adamlarının sahtekârlıklarının sergilendiği eser İtalyan Rönesans Tiyatrosunun en iyi komedisi kabul edilir. 

La Vita di Castruccio Castracani da Lucca / Castruccio Castracani’nin Yaşamı (1520):  14. yüzyılın en ünlü simalarından Lucca’da hüküm süren Dük Castruccio Castracani’nin hayatını anlatır. Bu kısa biyografik eser sayesinde, Machiavelli Floransa tarihini yazmakla görevlendirilecektir.

Dell’Arte della Guerra / Savaş Sanatı Hakkında (1520): Machiavelli’nin, savaş sanatı ve askerlikle ilgili düşüncelerinin yanı sıra orduda yapılmasını zorunlu bulduğu yenilikler konusundaki görüşlerini içerir. 7 kitaptan oluşan eser, Floransa’da beş kişinin katıldığı söyleşiler biçiminde kaleme alınmıştır.

Clizia (1525): Plautus’un Casinası’ndan ilhamlar taşıyan eser ilk kez 1525’te sahnelenir, basımı ise ancak 1537’de yapılır.  Otobiyografik etkiler taşıyan komedi, Mandragola kadar özgün olmasa da büyük ilgi görmüştür.

Istorie Fiorentine / Floransa Tarihi (1525): Kuruluştan Lorenzo dei Medici’nin ölümüne kadar Floransa tarihini anlatır. 8 kitaptan oluşur.

L’Asino d’Oro / Altın Eşek (1526): Antik Çağ filozoflarından Lucius Apuleius’un aynı adlı eserinden ilhamla, üçlükler halinde yazılmış, ancak tamamlanmamış satirik şiirde, düşünen bir eşeğe dönüşen genç Lucio’nun öyküsü anlatılır.

Discorsi Sopra La Prima Deca di Tito Livio / Titus Livius’un İlk On Kitabı Üzerine Konuşmalar (1531): 1513-1521 yılları arasında, Romalı tarihçi Titus Livius’un tamamlanmamış eseri Roma Tarihi’nden yola çıkılarak yazılmıştır. Üç kitaptan oluşur. Birinci kitap Romalıların işlerini, ikinci kitap imparatorluğun genişlemesini, üçüncü kitap ise kişisel eylemlerin cumhuriyet üstündeki etkilerini anlatır. Machiavelli’nin ölümünden sonra yayımlanan bu eserinde, Prens’te ele aldığı ya da değindiği konulardan bazılarını daha detaylı işlediği görülür.  

Il Principe / Prens (1532): Detayları sonraki başlıkta yer alan eser, 1513 yılının Temmuz-Aralık ayları arasında kaleme alınır, ilk basımı yazarın ölümünden beş yıl sonra yapılır. Elinizdeki çevirinin temelini ise 1814 tarihli baskısı oluşturmaktadır. Geleneksel ilkeler yerine, lâik ve faydacı bir etik önermesi yüzünden eleştiri ve saldırılara hedef olan kitapta Machiavelli, genelde bir devletin -özelde ise İtalyan- birliğini ve devamını sağlamak amacıyla başa geçen kudretli bir hükümdarın nitelikleri, yöntemleri ve kullanabileceği araçları anlatır.

Favola di Belfagor Arcidiavolo / Baş Şeytan Belfagor’un Öyküsü (1549): 1515-1520 yılları arasında kaleme alınan ve ancak yazarın ölümünden sonra yayımlanan eserde, Pluton tarafından dünyaya gönderilen Belfagor’un başından geçenler mizahi bir dilde anlatılır. Yer altı tanrısının emrini yerine getirerek bulduğu bir kadınla evlenen iblis, karısının kendini beğenmişliği, bencilliği ve kibri karşısında o kadar çaresiz kalır ki sonunda cehenneme geri dönmeyi tercih eder.

Dialogo o Discorso Intorno alla Nostra Lingua / Dilimiz Hakkında Diyalog ya da Konuşma (1730): Floransa’da konuşulan dilin, edebiyata en uygun dil ve İtalya’nın diğer kentlerinde kullanılanlardan daha üstün olduğunu göstermek amacı taşıyan eserde yazar ülkenin ortak dilinin “İtalyanca” yerine “Floransaca” olarak adlandırılması gerektiğini iddia eder. 1508-1509 arası yazıldığı tahmin edilen metin de Machiavelli’nin ölümünden sonra  basılmıştır.

Mektuplar: 1497-1527 arasında yazılan mektuplarda dönemin sosyal ve siyasal koşullarının etkisi net bir şekilde görülür. Bunların arasında en ünlüsü, Machiavelli’nin 10 Aralık 1513’te Francesco Vettori’ye gönderdiği ve Prens adlı bir eser yazdığını haber verdiği mektuptur. 

PRENS

“Il Principe” ya da lâtince başlığıyla “De Principatibus”, Machiavelli’nin aktif siyasi faaliyetlerden uzaklaştırıldığı dönemde mecburi ikâmette bulunduğu San Casciano’da yazılır ve ölümünden sonra 1532’de basılır. Bir ithaf ve 26 bölümden meydana gelir.

 Önce Papa X. Leon’un kardeşi Giuliano dei Medici’ye, onun ölümü üzerine de Lorenzo di Piero dei Medici’ye yapılan ithafta, eserin kaleme alınma maksadı açıklanır. Yazar, modern zamanların uzun tecrübesi ile eski zamanların sürekli öğretisi sayesinde hükümdarların yönetim biçimleri ve kurallarına ilişkin edindiği bilgiyi sunarak, Muhteşem Lorenzo’nun yüksek niteliklerinin gerektirdiği yüceliğe erişmesine katkıda bulunmak istediğini ifade eder.  Diğer bir beklentisi de kuşkusuz; uzun inceleme ve araştırmalar sonucu hazırladığı kitabı vasıtasıyla çektiği sıkıntıların fark edilmesini sağlamak ve hükümdarın lütfuna mazhar olmaktır.  

 Prens’te ele alınan temel konular aşağıdaki başlıklar altında incelenebilir: 

Prenslikler: Machiavelli öncelikle kaç tür prenslik bulunduğunu ve bunların ne şekilde elde edildiğini açıklar. Ona göre, Prenslikler; kalıtsal, yeni, karma ve kilise prenslikleri olarak dörde ayrılır.
Kalıtsal prenslikler;  kan bağına dayalıdır, atalardan miras kalır, bu bakımdan daha köklü ve sağlamdır.  
Yeni Prenslikler; kan bağına ve soya bağlı olmaksızın, yeni bir Prens tarafından, kimi zaman silâh ve erdemle, kimi zaman şans eseri, bazen de alçak yöntemlerle ele geçirilen ya da kurulan devletlerdir. Bunları muhafaza etmek ve devamını sağlamak hiçbir zaman kolay değildir.
Karma Prenslikler; yeni ve eski unsurların bir araya geldiği yönetimlerdir. Örneğin, yeni devlet kurmuş yeni Prens,  kan ve soya bağlı köklü bir iktidarın topraklarını ele geçirdiğinde, karma bir devletin hükümdarı haline gelir.
Kilise Prenslikleri; dinin kudretli ve nitelikli kadim kurallarıyla yönetilen, Papa’ya bağlı devletlerdir.

Ordular: Machiavelli, orduları; paralı, yardımcı, karma ve has ordular şeklinde sınıflandırır.
Paralı ordular, isminden de anlaşılacağı üzere, paralı askerlerden meydana gelir. Böyle bir orduya sahip devlet asla güvende ve sağlam değildir. Çünkü askerleri kusurlu, disiplinsiz, sadakatsiz, güvenilmez ve zalimdir.
Yardımcı ordular, kudretli başka bir iktidarın destek amacıyla gönderdiği kuvvetlerdir. Kesinlikle faydasızdır ve paralı ordulardan cok daha tehlikelidir. Zira başarısızlığa uğrarlarsa, yardım için geldikleri topraklar yıkıma uğrar, zafer kazandıkları takdirde de buralar onların esaretine girer.
Karma ordular, bir kısmı paralı, bir kısmı da devletin kendi askerlerinden oluşur.  Sadece paralı ya da sadece yardımcı ordulardan daha iyi ancak has ordulardan daha düşük seviyededir.
Has ordular; tebaadan, yurttaşlardan ya da güvenilir adamlardan meydana gelir. Kuvvetli orduları bulunmayan iktidarlar güvende değildir ve ortaya çıkacak tehlikeler karşısında varlıklarını sürdürebilmeleri kadere kalmıştır. Bu yüzden her Prensin önceliği has ordusunu kurmak olmalıdır.
Prensin görevleri: Biricik ve tek amaç, iktidarı korumak, devletin devamlılığını ve güvenliğini sağlamaktır.  O nedenle de Prens savaş, savaş düzeni ve disiplini dışında başka düşünce ve uğraş edinemez. Bu nedenle savaş fikrinden asla uzaklamamalı, barış zamanlarında fiilen ve aklen sürekli talim yapmalıdır.
Fiilî talim, orduların en iyi biçimde teçhiz edilmesini, eğitilmesini ve sürekli araziye çıkarılmasını kapsar. Aklî talim ise Prensin tarih okumasını, geçmişte büyük zaferler kazanmış ünlü kişilerin davranışlarını incelemesini, öğrenmesini ve taklit etmeyi başarmasını gerektirir. 
Machiavelli’ye göre, bir devlet kazanmanın yolu askerlik sanatında ustalaşmaktan geçerken, kaybetmenin nedeni ise bu sanatı küçümsemekten kaynaklanır.

 Prensin nitelikleri: Prensin tutum ve davranışları, insani bakımdan değil, devletin sağlamlığı, gücünü koruması ve artırması, varlığını sürdürmesi açısından ele alınır.  Devletin güvenliği tehlikedeyse ya da tebaanın varlığı zarar görüyorsa, Prens erdemli davranmaktan kaçınabilir. Aynı şekilde,  iktidarı korumak, düzeni sağlamak ya da sadakat görmek için gerektiğinde erdemsiz hatta ahlâk dışı tutumların tercih edilmesinde sakıncası yoktur. Önemli olan dengeyi sağlamak ve aşırıya kaçmamaktır.
Örneğin, Prens amacına ulaşmak için söz vermekten çekinmemeli, bununla beraber şartlar değişerek aksi bir hal ortaya çıktığında sözünü yerine getirmekte ısrar etmemelidir. Cömertlik, iktidarı ele geçirmek için etkili bir yöntemdir, ancak başkalarının kaynaklarını kullanmak çok daha akıllıcadır ve işe yarar. Zalimlik ve korku salmak, iktidarı pekiştirir. Buna rağmen, nefret edilir bir hükümdar haline gelmekten sakınılmalıdır.
Prens tüm hal ve hareketlerinde itibarını korumaya, hatta artırmaya özen göstermelidir. 

Erdem ve kusurlar: Bir Prensin iktidarını koruması ve sürdürmesi pek çok etkene bağlıdır. Tebaa ve ordu üstündeki itibarı bunlardan biridir; ilginçtir ki bu da iktidarının akıbetiyle yakından ilişkilidir.
Machiavelli, yukarıda da anlatıldığı gibi Prensin erdemli bir karaktere sahibi olmasını daima önemser, üstelik şartlar gerektirdiğinde değilse bile öyleymiş gibi hareket etmesini önerir. Bundan daha çarpıcı görüşü ise, iktidar ve devletin çıkarları zorladığında iyi davranışların bir yana bırakılabileceği konusundaki fikir ve önermelidir. Ona göre, bir davranışın nev’inden ziyade, maksadı sağlayıp sağlamadığı önemlidir. Eğer kusurlu ya da kötü fiiller ancak sonuca ulaştıracaksa, bunları uygulamakta hiç beis yoktur.
Kitapta, erdem ve kusurlar sürekli yer değiştirir. Devlete zarar vereceğini bile bile erdemli huylardan vaz geçmemek, büyük kusurdur. Zafere ulaşmak için kötü ve zalim davranmaya ihtiyaç varsa, bunları uygulayabilmek de meziyet sayılır. Buna mukabil Yazar, başka hal çaresi yoksa bu tür yollara başvurulması gerektiğini sık sık vurgular. Kendisini mazur ve fikirlerini daha kabul edilebilir göstermektir biraz da niyeti.

Talih ve kader: Erdem kadar iktidarı etkileyen unsurlardan bir diğeri de talihtir. Sıradan insanlar bile şansları yaver giderse zahmetsizce prens olabilir; akıl, beceri ve gayretle bunu sürekli kılabilirler. Bazen de aksine rastlanır; şansı dönen kudretli bir prens aniden alaşağı oluverir. Bu yüzden, akıllı kişi zor zamanlarda gelen darbelere dayanabilmek için işlerin yolunda gittiği dönemlerden en iyi şekilde faydalanmaya bakmalıdır. Bazen de talih tarafını tuttuğu Prensin, aleyhinde düşmanlar yaratarak, onun bunları bertaraf etmesini ve daha yükseğe çıkmasını sağlar.
Machiavelli, talih ve kadere inandığını ifade etmekle birlikte, özgür iradeyi de göz ardı etmez; en azından dünya işlerinin yarısında etkili olduğunu savunur. Sadece talihine güvenen bir Prens, şansı döndüğünde kolayca yıkıma uğrar. Bu yüzden en iyisi zamanın şartlarına uyum sağlamayı becermektir. Saygı va sabırla hükmeden biri etrafındaki şartlar ve olaylar yönetimini iyi kılacak şekilde cereyan ediyorsa başarılı kabul edilir; ancak şartlar ve olaylar değiştiğinde o da davranışını değiştirmezse felâket kaçınılmazdır.
Yazara göre talih değişken ve güvenilmezdir. Ancak yenilmez ve yönlendirilemez değildir, ona karşı cesur ve atılgan davranmak daha çok işe yarar. Zira tıpkı kadınlar gibi talih de gençlerin dostudur, bu nedenle onlar tarafından büyük bir cüretkârlıkla ve temkinsizce yönetilir.

Din: İktidarın sürekliliğini temin eden önemli bir olgu da dindir. Örneğin, Kilise Prenslikleri, kudretli ve nitelikli kadim dinsel kurallara dayanmaları sayesinde her şekilde varlıklarını sürdürürler. Korunma, idare ya da tebaa sorunları yoktur. Tüm Prenslikler içinde sadece bunlar, güvende ve mutludur.
Temelde lâik bir dünya görüşüne sahip Machiavelli açısından “din” önemli ve vaz geçilmez bir araçtır. Dindarlık bir erdemdir, övgüye değer ve tabii ki tercih edilir. Ancak bir Prens, öyle değilse bile, itibarını, ülkesini ya da devletini koruması gerektiğinde, her ne fiil işlerse işlesin, dindarmış gibi görünmekten asla kaçınmamalıdır. Çünkü devlet işlerinde sonuca bakılır. O yüzden de Prens galip gelmenin hesabını yapmalıdır. Nasılsa, başarıya ulaştığında herkesin takdirini kazanacak ve kullandığı araçlar her zaman makbul sayılacaktır.

Ahlâk: Machiavelli, öne sürdüğü fikirler yüzünden hem eserin yayınlandığı dönemde, hem de sonraki çağlarda sert eleştirilerin, zaman zaman da ağır hakaret ve saldırıların hedefi olur, daha ötesi “ahlâksızlık”la ve “dinsizlik”le suçlanır. Öyle ki eserleri Kilise tarafından yasaklanır.
Modern siyaset biliminin kurucuları arasında sayılan Machiavelli’nin, devletin korunmasını ve iktidarın devamını sağlamak için önerdiği yöntemlerin, yaptığı örneklemelerin rahatsız edici ve sarsıcı tarafları bulunduğu doğrudur. Fakat esasında yazar yerleşik dini öğretilere ya da ahlâki kurallara karşı değil, bunlardan tamamen bağımsız önermelerde bulunmaktadır. Bu bağlamda dinsiz ya da ahlâksız değil, yalnızca bu sistemlerin dışındadır.
Onun açısından bir davranışın iyi ya da kötü olmasının kıymeti yoktur. Hedefe ulaştırıp ulaştırmadığı önemlidir. Ona göre iki tür mücadele türü vardır, biri kanunlar yardımıyla, diğeri de zor kullanarak. İlki insanların, ikincisi hayvanların yöntemidir. Ve gerektiğinde bir Prens her iki yola da başvurmayı bilmelidir.
Burada meşhur “tilki ve aslan” örneklemesini yapar. İyi bir Prens tuzakları görmek için tilki, kurtları korkutmak için de aslan gibi davranmalıdır. Diğer taraftan, Machiavelli insan tabiatı hakkında daima kötümser ve ümitsizdir. Bu yüzden de zorunluluklar bağlamında ikiyüzlü ve sahtekâr olunmasında sakınca görmez. Ona göre; insanlar öyle basit ve mevcut şartlara boyun eğmeye öyle hazırdır ki, aldatan kişi, daima aldatılacak birilerini bulur. 

Türkler: Machiavelli, büyük fetihle Konstantinopolis’in Hristiyan dünyanın elinden İslâm âlemine geçerek İstanbul adını aldığı, ayrıca 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunun çöküşüyle Ortaçağın bittiği ve Yeniçağın başladığı bir dönemde dünyaya gelir. Doğduğu 1469 yılında Osmanlı topraklarında halen, tarihin akışını kökten değiştiren bütün bu gelişmelerin mimarı Fatih Sultan Mehmed hüküm sürmektedir. Il Principe’yi yazdığı yıllarda ise İmparatorluğun başında Yavuz Sultan Selim bulunmaktadır.
Bu ünlü eserinde Machiavelli, yaşadığı çağda savaşlar ve fetihlerle dünyanın kaderini etkileyen, doğuda ve batıda sürekli ilerleyen Türkler ve Türk Sultanlarla ilgili saptamalar yapmaktan da kaçınmaz. Ancak her nedense isim vermez.
Karma Prenslikler hakkındaki bölümde, yeni fethedilen toprakları elde tutmanın şans ve beceri gerektirdiğini, en önemli ve etkili çarelerden birinin de fetihte bulunanın oraya yerleşmesi olduğunu, Türk’ün Yunanistan’da böyle yaptığını söyler.  
İskender’in ölümünden sonra, onun tarafından fethedilmiş Darius Krallığının neden isyan etmediğini incelediği bölümde, Prensliklerin iki farklı şekilde yönetildiğini açıklar.
Birinde Prens ile soylu kanları sayesinde mevki kazanmış Baronlar beraber hüküm sürer. Diğerinde ise Devlet, tek bir Prens ve ona bağlı hizmetkârlarının idaresindedir. İlk yönetim biçimine Fransa Krallığını, ikincisine de Türk Sultanı örnek gösterir. Tüm Türk Monarşisi’nin tek bir Bey tarafından yönetildiğini, diğerlerinin onun hizmetkârları olduğunu, topraklarını sancaklara ayırdığını, buralara farklı idareciler gönderdiğini ve uygun gördüğü şekilde bunları ve yerlerini değiştirdiğni anlatır. Ona göre Türk Devletini ele geçirmek çok zor, ancak elde tutmak son derece kolaydır.
Zorluk, iktidarın tek hâkimi Türk’ün etrafındakilerin dışarıdan bir işgalci çağırmasının ya da isyana kalkışmasının neredeyse imkânsızlığından kaynaklanır. Hizmetkârların yoldan çıkarılması çok güçtür, bu başarılsa bile arkalarından kitleler yürümeyeceği için pek faydası yoktur. Bu yüzden saldıran kişi karşısında daima tam bir birlik bulacaktır.
Diğer taraftan, Türk ordusunu toparlayamayacak şekilde savaş alanında mağlup edilir ve soyu da kurutulursa, galip gelen başka hiçbir sorunla karşılaşmayacaktır, zira diğerlerinin halk nezdinde hiç kıymeti yoktur.
Ordular hakkındaki bölümde, Machiavelli Yardımcı Orduların faydasızlığından ve zararlarından bahsederken, Konstantinopolis İmparotorunun, komşularına direnebilmek için Yunanistan’a onbin Türk yerleştirdiğini, onların da savaş bittiğinde geri dönmek istemediğini anlatır. Ona göre bu durum Yunanistan’ın kâfirler karşısındaki esaretinin başlangıcını teşkil eder.
Prensin, davranışlarıyla nefret edilmekten ya da küçümsenmekten kaçınması gerektiğini uzun uzadıya açıkladığı diğer bir bölümde ise Yazar, etrafında onikibin piyade ile onbeşbin atlı bulunan Türk Sultan’dan bahsederken; Sultanın hükümranlığının emniyet ve kuvvetinin bu askeri kuvvetlere dayandığını belirtir ve özellikle onların dostluğunu korumak zorunda olduğunu vurgular.

İtalyan birliği:  Prens’in yazıldığı dönemde, İtalya Yarımadası birbirleriyle sürekli savaşan ya da rekabet eden prenslik ve cumhuriyetlere bölünmüş durumda dağınık, özellikle İspanya ve Fransa’dan gelen fiili müdahaleler yüzünden harap düşmüş haldedir. Machiavelli’nin, eserinin temelini de oluşturan, bütün ideali İtalyan birliğinin sağlanmasıdır.
Yazar, kitapta İtalyan prenslerin hatalı davranışları, halkın ya da soyluların nezdinde itibar kaybedip nefret edilir hale gelmeleri, ordu ve askerliğe gereken önemi vermemeleri yüzünden devletlerini nasıl yitirdiklerini çeşitli vesilelerle uzun uzun anlatır.
İtalya’yı barbarlardan kurtarmak için tavsiyelerini sıraladığı son bölümde ise bir kurtarıcı için o anki şartların ne derece elverişli olduğunu tarihsel ve dini örneklerle açıklar. Ardından harekete geçmeden önce Medicilere, kendi ordularını kurmalarını önerir. Ona göre, yabancıların istilâsıyla acı çeken toprakları kurtarmak için Medici Hanedanından daha uygunu yoktur.
Böyle bir girişimin halk nezdinde sevgi, bağlılık ve minnetle karşılanacağına tüm kalbiyele inanan Machiavelli, bölümü ve kitabı Petrarca’nın ikna edici bulduğu dizeleriyle sonlandırır.
“Virtù contro al furore
Prenderà l’armi, e fia il combatter corto;
Chè l’antico valore (cesaret)
Negli Italici cuor non è ancor morto.”

“Erdem gazaba karşı
Silâhlara sarılacak ve savaş kısa sürecek;
Çünkü eski cesaret
İtalyan kalplerinde ölmedi henüz.”


“Il Principe” yayımlandığı tarihten itibaren büyük tepki görmüş, günümüze değin eleştiri ve inceleme konusu olmaya devam etmiştir. Esasında yazar, eserde önerdiği ahlâksızlık kabul edilebilecek hiçbir yöntemi savunmaz ya da mâzur göstermeye çalışmaz. Bu tür davranışlar, devletin çıkarları mecbur bıraktığı takdirde başvurulacak araçsal yöntemlerdir sadece.

Machiavelli’ye göre; olması istenenle, gerçekleşen birbirinden farklıdır ve yazarlar hep olayların ideal ya da arzu edilen şeklini anlatırlar. O ise bu tarzdan uzak durmayı tercih eder ve günlük meselelere tarihsel örneklerden hareketle gerçekçi yaklaşımlarda bulunur.

Aşırıya kaçan görüşleri, keskin üslûbu nedeniyle ahlâkçıların ve Kilisenin saldırısına uğrar. Dinsiz, ahlâksız, paganist ve kötücül olmakla suçlanır. Düşünceleri, muhalifleri tarafından siyasette amaca ulaşmak için ahlâksız bile olsa her türlü araç ve yolu kullanmanın mübah görüldüğünü ifade eden, küçümseyici ve ithamkâr tınılar da içeren Makyavelizm terimiyle tanımlanmaya başlar, giderek öğretileşir.   

Güçlü başka bir eleştiri de, eserin yayımından iki yüz yıl kadar sonra Anti-Makyavel (1739) ile gelir. Prusya Kralı II. Friedrich’in prenslik yıllarında kaleme aldığı ve editörlüğünü Voltaire’in yaptığı eserde, “ahlâksızlığa” karşı “ahlâk” öne sürülür.

Bütün bu karşıt görüşlere karşın, daha olumlu yaklaşanlar da vardır. Örneğin, Jean- Jacques Rousseau’ya göre, Machiavelli esasında “krallara değil, halka önemli ve büyük öğütler veren” bir düşünürdür.

Çağımızda ise, zıt görüşler birbirleriyle yarışmayı sürdürmektedir. Kimileri Prens’in paganist bir eser olduğunu savunurken, başkaları aksine Hristiyan ahlâk anlayışıyla yazıldığını iddia eder.

İyi ile kötünün kolayca yer değiştirmesi ve dinin siyasi amaçlara yönelik kullanılmasında beis görmemesi yüzünden ahlâki çerçevede yarattığı öne sürülen deformasyonun, hem kendi çağında, hem de yirminci yüzyılda yaşanan büyük katliamların nedeni gibi görülmesi kuşkusuz ki Machiavelli’nin maruz kaldığı en ağır, belki de en haksız eleştiridir.

 Aslında o; siyaseti, ahlâk ve dinden ayırmış, lâik bir dünya görüşü ile “ideal”in değil “gerçeği”n peşine düşmüş, hem tarihin, hem de çağının meselelerini anlamsız güzellemelerin arkasına saklamak yerine olduğu gibi sunmaya, sonuçlarını tarafsız bir gözle değerlendirmeye çalışmıştır.

Ahlâksız değil ahlâk dışı, dinsiz değil din dışı yaklaşımlarıyla, çalışmalarına bilimsel temel kazandırmış, böylece “modern siyaset bilimin” kurucuları arasında yer almayı başarmıştır.


Not: Okuduğunuz makale, Öteki Yayınevi tarafından Özlem Pekcan'ın çevirisiyle, Mart 2018'de yayımlanan Niccolò Machiavelli'nin ünlü eseri "Prens"in başında yayınlanmştır.

Yorum Gönder