14 Haziran 2011 Salı

MERAKLILAR - RİCHARD BACH



özlem pekcan'ın kitaplığından


İnsanlarla dağ gelinciklerinin paylaştıkları bir dünyada, tastamam bizim dünyamızda, anlaşıldığı kadarıyla en az insanlar kadar ileri bir medeniyette yaşayan dokuz dağ gelinciğinin yaşam macerasının anlatıldığı bir kitap “Meraklılar”.


Shamrock; bir dedektif. İlk büyük gerçeği, dağ gelinciklerinin dünyamıza nereden geldiklerini bulacak kadar iyi bir dedektif.

Budgeron ve Danielle, birbirini çok seven evli bir çift. Biri çocuk kitapları yazıyor, diğeri ise aşk. Bethany, sahil güvenlikte bir kurtarma gemisi kaptanı.

Monty ve Cheyenne, birisi çiftçi, diğeri ise Hollywood starı. Birbirlerine deli gibi aşıklar.

Stormy ve Strobe. İkisi de pilot, birlikte olmak ve dünyayı değiştirmek kaderlerinde var.

Her ne kadar tesadüfen seçilmiş ve birbirleriyle hiçbir alâkaları yokmuş gibi görünseler de, öyküler ilerledikçe satır aralarında kesişen zamanlar ve hayatlara rastlıyorsunuz. Bu bakımdan ilk sayfadan itibaren isimlere ve karakterlere iyice dikkat etmeli sevgili okuyucu, yoksa “ben bu ismi bir yerde daha görmüştüm” diye sayfalarca geriye gitmek kaçınılmaz oluyor.

Bizim yaşadığımız dünyada, dağ gelincikleri tabiatın vahşi ve evcilleştirilmesi zor hayvanları olarak bilinir. Ancak Richard Bach’ın hafif ve akıcı üslubuyla yarattığı âlemde çok farklı bir durum söz konusu. Dağ gelincikleri, yaradılış tabiatının kusurlarından olabildiğince arınmış, kendi yaşam amacı ve tekâmülü peşinde koşan varlıklar olarak karşımıza çıkıyorlar burada.

Böylesi bir dönüşüm tek bir gelinciğin, korkunç bir savaş ortasında aldığı kişisel bir kararla başlıyor: “Kötülükten elimi eteğimi çekiyorum.”

Yazar, çok basit ama uygulanması ve benimsenmesi bir o kadar da zor ilkeler üzerinde temellendiriyor bu eşsiz medeniyeti:

“Başkasına vereceğim zararı, her ne olursa olsun önce kendime vereceğim.” ya da “Bütün seçimlerimi yaparken ve her günümü yaşarken en yüksek doğruluk duygusu hep içimde olacak.” gibi.

Bunlar da var:

“Nasıl ki kendime saygı duyuyor ve nazik davranıyorsam, akranlarıma, büyüklerime ve çocuklara da aynı saygı ve nezaketle yaklaşacağım.”

“Başkaları için isteyeceğim diledikleri gibi yaşama, düşünme ve inanma özgürlüğüne sahip olmalarıdır. Bu özgürlüğü kendim için de isterim.”

Sonsuz nezaketle, egodan olabildiğince arınmış, kendini ve kaderini gerçekleştirmek amacına odaklanmış karakterlerimizin maceraları, yaşam misyonu konusunda okuyucuya da tek bir şey öneriyor gizliden gizliye: “İçindeki sesi dinle!” ya da kitaptaki anlatımıyla “içindeki en yüce doğruyu takip et!”

Çünkü; Antonius Ferret’e göre (bu arada ferret, dağ gelinciği demek): “En yüce doğrumuz bütün olası gelecekleri bilir. Bize fısıldadıklarına uyduğumuzda bizi bekleyen ödülün büyük bir mutluluk olduğunu anlarız.”

Okumaya devam ettikçe, anlatım her kahramanın amacına ulaşacağına, aradığını bulacağına ilişkin bir güven veriyor. Tam masallara özgü bir durum! Doğrusu üslup da bunu destekliyor.

Ama bu sizi yanıltmasın, dikkatli okuyucu, daha ilk satırdan itibaren derinde yatan felsefenin ve varoluş sorularının esiri oluyor. Son satırlarda ise; her bir kahramanın öyküsünden hareketle kendi yaşam serüvenini sorgularken buluyor kendini.

Yazarın anlatmak istediği ile anlaşıldığı nokta hep tartışıla gelmiştir; bundan Richard Bach’ın da istisna olacağını sanmam. Bu bakımdan, yazarın temel amacı her ne ise buna ulaştığına ikna olmakla birlikte, her okuyucunun da kendine has bazı çıkarımlarda bulunacağı ve sorgulamalar yapacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum “Meraklılar”ın.

İşte benim sorguladıklarım:

- “Uyuyan Güzel” veya “Külkedisi” kıvamındaki masalsı ve hoş anlatımın konusu dağ gelincikleri yerine, insanlar olsaydı kitap yine de bu kadar etkileyici olur muydu?

- İnsana dair tüm hikâyenin dağ gelinciklerine atfedilmesinin, hayal dünyasını zenginleştiren ve ilgiyi canlandıran, hatta konuyu yavanlıktan uzaklaştıran bir yöntem olduğu ortada. Bu durumda, insan tabiatı mı çok yavan, yoksa dağ gelincikleri mi çok zengin ve derin?

- Üçüncü bir tür olarak, bir misafir gibi okunduğunda neden her şeyi benimsemek, doğrulamak ve ikna olmak bu kadar kolay?

- Savaşların, itişmenin-kakışmanın olmadığı dağ gelinciklerinin bu barışçıl dünyasında, (eh medeniyette ileriyken) siyasi bir sistem ve politikacılar var mı acaba?

- Peki ya insanlar?

Sorularım sizi açmadıysa eğer; aşağıdaki kısa alıntı keyfinizi yerine getirir belki:

“…

“- Üzgünüm,” dedi erkek olan (dağ gelinciği) kıza, “kaderimiz bizi ayrı yönlere götürüyor.”

“-Ben de,” dedi kız, “kendi yolumuzda birlikte yürüyemediğimize üzülüyorum.”

İkisi sevgilerini kalplerinde sıcacık taşıdılar ama aynı zamanda en yüce doğruyu dinlediler ve zıt yönlerdeki patikalarda yürüdüler.

Pek çok maceradan sonra, şafağa giden yolun dağı aşıp denize ulaştığını, alacakaranlığa giden yolun da denizi geçip dağa ulaştığını keşfettiler.

Aşıklar dağın diğer tarafında, denizin öteki kıyısında tekrar buluştular ve artık yolları birdi.”
(Meraklılar, Richard Bach, 4. Kitap, sf. 284, Monty ve Cheyenne)

1 yorum:

Adsız dedi ki...

özet çook uzun olmuş