21 Aralık 2010 Salı

MÜDÜR'ÜN PİYANGO GRUBU



Yazan: Özlem Pekcan



Müdür iyi bir adamdı. Kısa boylu, esmer, badem bıyıklı ve göbekliydi. Her daim takım elbise ve (yazın çok sıcak zamanlar hariç) bileklerine kadar inen uzun bir pardesü giyer, elleri arkasında dolaşırdı. Ağır ağır yürürdü, pek fazla konuşmazdı, gülmezdi de. Yaşı oldukça ilerlemişti, o kadar ki, ne zaman işe başladığını bilen yoktu, hep müdür olduğuna dair de bir rivayet dolaşıp duruyordu. Emrinde kocaman bir müdürlük vardı ve bu çok mühim bir işti.

Ama tabii ki, müdürlükten de önemlisi, sekreteryasıydı. Her kişi, belge ve bilgi önce buraya gelir, ondan sonra mümkün olursa Müdür'e geçerdi. Burada iki sekreter, bir odacı ve bir de şoför çalışıyordu. Asıl hikâye onlarla ilgili olduğundan bu kişileri de biraz tanımakta fayda var.

Birinci Sekreter, 25-30 yaşlarında gençten bir kadındı. Sarışındı, beş yıldan biraz daha uzun zamandır burada çalışıyordu, bekârdı, ama uzatmalı bir sevgilisi vardı.

İkinci Sekreter, orta yaşlarında bir kadındı. Evliydi ve bir oğlu vardı. Kendisinin bile hatırlamadığı kadar uzun zamandır Müdür ile çalışıyordu. Kolaylıkla anladığınız gibi en kıdemli oydu.

Odacı, otuzlu yaşlarında genç bir adamdı. Biraz ufak tefekti (ama Müdür kadar değil tabii), işin iyi yapan, azıcık da kurnaz ötesi biriydi. O da evliydi, ailesi köyde kendisi kentteydi.

Şoför, içlerinde en yeni ve en genç olandı. Ayrıca da en akıllı da o gibiydi. Garip bir matematik zekâsı vardı, sürekli paradan, borsadan ve yatırımlardan bahseder, ekonomi takip ederdi. Bu durum sekreteryayı biraz bunaltsa da kimse ses etmezdi. Yeni nişanlanmıştı.

***

O sene 31 Aralık cuma gününe denk geliyordu ve hikâyemiz şöyle başladı: Yılın son haftasının başladığı Pazartesi günü, Odacı geldi ve sekreteryadakilere dedi ki:
-"Yeni yıl çekilişi için ortak bir piyango bileti alalım mı?"
-"Bu yıl tam otuziki milyon veriyor," dedi Şoför bunun üzerine.

Ortamda bir sessizlik oldu.

-"Yani otuziki trilyon mu?" diye sordu Birinci Sekreter, parada yapılan değişiklikleri hâlâ benimseyemediğinden.

Herkes başıyla onayladı.

-"Biletler ne kadarmış?" diye söze karıştı İkinci Sekreter.
-"Tam bilet otuz iki lira, yarım onaltı, çeyrek sekiz," dedi biri.

Yine bir suskunluk oldu. Odacı israrcıydı:
-"Olabilir aslında, şans bu belli mi olur?"

Ondan sonra ki israrcı da tabii ki Şofördü: -"Evet evet, bence de ortak bir bilet alalım."

-"Tamam," dedi İkinci Sekreter de, "alalım. Ama tam mı, yarım mı?"

Bir sessizlik daha oldu, ama bu sefer herkes cebindeki parayı hesap ediyordu. Bu gibi durumlarda her zaman olduğu gibi İkinci Sekreter müdahele etti ve otoriter bir sesle:
-"Çeyrek alırız. Sekiz lira, bu da kişi başına iki lira eder."

Parayı hemen topladılar ve bilet alma işini de fikir sahibine verdiler.

***

-"Bu mudur?" dedi Şoför, yarı şaşkın yarı hoşnutsuz, Odacının getirdiği bileti incelerken. Sesindeki bir şey diğerlerinin dikkatini çekti.

-"Ne oldu ki?" diye sordu Birinci Sekreter.

-"Yok bir şey de," diye iç geçirdi genç adam, verdiği iki liraya yandığı ortadaydı, "bu bilet çift sıfırla bitiyor. Yani ne bileyim."

-"Ver bakayım," diye çekiştirdi Odacı, burnunu iyice eline geçirdiği bilete yapıştırırken, "tüh be. Ben dokuz sandımdı son rakamı." Dokuz uğurlu rakamıydı.

İkinci Sekreter iç geçirmekle yetindi, Odacı dışında herkes onun neredeyse hiçbirşey görmediğinin farkındaydı. Ama bir türlü ikna edip de gözlük almasını sağlayamamışlardı.

Ortamda hafif bir gerginlik olmuştu. Zaten gri olan atmosfer iyice grileşmiş, bir karamsarlık hakim olmuştu. Derken Birinci Sekreterin sesi duyuldu, o böyle tatsızlık anlarında muhakkak havayı dağıtacak bir şey bulan, moral kızıydı grubun:

-"Amaan boşversenize. Şans bu, belli mi olur. Belki de bize çıkar. Düşünsenize tam sekiz trilyon, kişi başı iki trilyon! O parayla neler yapılmaz!"

Bir anda havada hoş bir esinti oldu sanki. Gerginlik dağılıp gitmişti.

-"Sahiden," dedi Odacı, "bize çıksa ne yapardın Abla?"

Gerçekten de piyango onlara vurmuş gibi iç geçirdi İkinci Sekreter: -"Neler yapmazdım ki! Önce borçlarımı kapatırdım. (Kimse bilmiyordu ama sene başında eşi muazzam bir borçla batmıştı. Çok zordaydılar.) Sonra da oğlanı özel bir okula yazdırırdım. (Herkesin bildiği gibi oğlanın okumaya pek gönlü yoktu, her gün bir problem yaratıyordu.)"

-" O para bana çıksa, eminim ki benimkinin ailesi artık evlenmemize ses etmez," diye atıldı Birinci Sekreter hülyalı bir sesle. Zira, sevgilisi çok zengindi ve ailesi bu fakir kızın para peşinde olduğunu düşündüğünden, sürekli engel çıkarıyordu evlilik konusunda.

-"Ben var ya, gider bir kaç dönüm toprak alırım, biraz da hayvan, bir daha da gelmem bu şehre!" dedi coşkuyla Odacı.

-"Ben de önce bir araba alırım, sonra bizimkilere bir daire, e bir daire de kendime. Üstüne de şöyle sıkı bir düğün yaparım." diye konuya girdi Şoför.

-"E oğlum, para falan kalmadı o zaman!" diye takıldı Odacı.

-"Yok be Ağbi, olur mu ben parayı işleticem. Bir kısmı bankaya, bir kısmı borsaya, gelenle de tüm bu işleri yapcam!"

Herkes güldü. Bu sırada iç hat çaldı, Müdür arıyordu.

***

31 Aralık Cuma akşam üzeri, mesai bitmeden tekrar biraraya geldiler. Bu işleri bilen kişi, yani İkinci Sekreter herkese biletin arkasına ismini yazdırmış ve imza attırmıştı, sonra da fotokopisini çekip herkese dağıttı.

-"Peki şimdi bu bileti kim saklayacak?" diye sordu tüm işlemlerin sonunda.

Bir anlık tereddüt sonunda, çözümü Odacı buldu.
-"Senin çekmecenin üst gözü kilitli, oraya koyalım Abla."

Bunu hepsi iç rahatlığı ile kabul etti. Sonra da herkes birbirinin yeni yılını kutlayıp, iyi dileklerde bulundu. Böylece, Müdür'ün sekreteryası eski yılın son iş gününü tamamlamış oldu.

***

Yeni yılın ilk iş günü Müdür, Müdürlüğe biraz geç ve taksi ile geldi. Hafif şaşkınlık içindeydi, sabah Şoförü aramış ve mazereti nedeniyle gelemeyeceğini bildirmişti. Sekreteryanın önüne geldiğinde, kapının hâlâ kilitli olduğunu görünce, hafif şaşkınlık yerini derin bir hayrete bıraktı.

Evet, doğru tahmin ettiniz! Büyük ikramiye sonu çift sıfırla biten çeyrek bilete isabet etmişti ve Müdür'ün Sekreteryasındaki herkes zengin olmuştu!

***
Büyük ikramiyeyi kazanan herkesin hayatı değişti. Şöyle ki:

Birinci Sekreter, borçlarının büyük bir bölümünü kapattı ve oğlanı özel bir okula kaydettirdi. Eşi yeniden iş kurdu, şimdi birlikte çalışıyorlar.

İkinci Sekreter, nihayet muradına erdi ve uzatmalı sevgilisi ile evlendi. Tüm parasını bankaya koydu, işten ayrıldı ve şimdi kocasının parasını harcıyor.

Odacı, hep hayalini kurduğu gibi yaptı, birkaç dönüm arazi ve bir kaç bin baş hayvan satın aldı. Büyük bir çiftlik kurdu ve burada modern teknoloji kullanıyor.

Şoför, hemen bir araba aldı kendisine. Akabinde de anne ile babasına ve tabii ki de kendisine birer daire. Şimdi brokerlık yapıyor. Hem kendi parasını, hem de başkalarının parasını işletiyor, yazın düğünü var.

***

Müdür mü? Müdürü mü merak ettiniz?  Onu da anlatalım. Sekreteryadakiler toplanıp cayır cayır yanan kırmızı  son model bir araba aldılar ona.

Geçenlerde de emekli oldu. Daha da çalışırdı belki ama, bir sabah işe geldiğinde, kapının koluna bir şeyler bağlayan bir çalışanını gördü. Bir başka sabah mum yakan bir diğeri, sonraki hafta ellerini açmış kapıda dua edenler. En sonunda yakın bir çalışma arkadaşı gizlice arkasından yaklaşıp da saçından bir tel koparmaya kalkınca, işin rengi değişti. Hemen o gün dilekçe verdi ve emekliye ayrıldı.

Şimdilerde üst düzey bürokratların gittiği bir kafeye takılıyor, kırmızı arabayı kullanıyor ve hâlâ bileklerine kadar inen o pardesüyü giyiyor. Bir de otururken sırtını duvara vermeye dikkat ediyor, birileri yine saçından tel kopartmaya kalkmasın diye!

Hiç yorum yok: