24 Kasım 2010 Çarşamba

KÖPEK


Bir mevtanın kaleminden....


Artık yaşlanıyorum ya da yaşlandım belki de. Ne bileyim, daha önce hiç kedi olmadım ki!


Eve yerleşeli neredeyse on yıl oldu. O güzel yeşil gözlü kız çocuğu, şimdilerde onsekiz yaşında bir afet.

Bana "kozalak" diyor ve beni pek seviyor.

Şu sıralar hayatımız biraz daha hareketlendi. Karşı daireye yeni bir aile taşındı ve onların da bizim kız yaşlarında bir oğlu var.

Daha ilk bakışta birbirlerinden hoşlandılar. Sabah akşam delikanlıyı anlatıyor bizimki. Durumdan hiç şikâyetim yok, hatta hoşnut bile sayılabilirim. Aşka ve insanlara dair unutmaya başladığım pek çok şey yeniden canlanmaya başladı zihnimde.

Ama bir sorun var: Delikanlının köpeği.

Hayvan kafayı bana takmış vaziyette. Beni gördü mü aklını kaçırıyor sanki, illâ peşime düşüyor, kovalamak istiyor. Kapıya-pencereye çıkamaz oldum onun yüzünden. Şu basit kedi hayatım boyunca köpeklerdeki kedi saplantısının sebebini anlayamadım bir türlü!

İşte yine farketti beni, halbuki bahçenin taa öbür ucundayım. Nasıl da koşuyor üstüme üstüme, kuduruk şey!

Gelme, diyorum, gelme! Sen git, akranlarına sataş, ben eskisi kadar atak değilim artık iyice reflekslerim yavaşladı.

Şuna bak; hâlâ kovalıyor beni, bir de havlıyor. Kuduruk, vallahi kuduruk bu!

Amanın...

Tüh gene öldük!

sonra ki bölüm: AĞAÇ

Hiç yorum yok: