10 Kasım 2010 Çarşamba

ATATÜRK'ÜN EMANETİ


"Türk Milleti Çalışkandır!" diye inançla haykırıyordu cumhuriyetin onuncu yılında.

Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadeleyi en ince detaylarına kadar günlerce anlatırken, Milletine duyduğu sevgi ve saygıyı her cümlesinde vurgulamıştı.

Nutuk; hem bir hesaplaşma, hem de bir mirastır. Büyük mücadeleyi omuz omuza verdiği Milletine duyduğu sorumluluğun bir tezahürü olarak, o zamana kadar yapılmış ve yaşanmış olanların açıklandığı, anlatıldığı ve hesabının verildiği belgedir. Ama aynı zamanda da gelecek nesillere, bu vatan için ne büyük bir savaş verildiğinin, ne büyük özverilerde bulunulduğunun anlatıldığı tarihsel bir metindir. Bir anlamda, Nutuk, Atatürk'ün Türk Gençliği'ne miras kaydıdır.

Nitekim;  o büyük konuşmasını tamamlarken, savaşın tüm kayıpları sonucu elde edilen büyük sonucu ve cumhuriyeti gençlere emanet ediyordu. Bu gün  ne mutlu ki O'nun zamanında doğmuş ve yaşamış nesilden hayatta olanlar var hâlâ ülkemizde. O zamanın çocukları ve gençleri olan.

Bu vesileyle; Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 72. yıldönümü olan bu günde tüm zamanların gençlerinin hafızasını tazelemek bakımından Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini aşağıda bir kez daha sunuyoruz. Ve sadece bu gün değil  her gün O'nu saygı ve sevgiyle anıyoruz .


"Saygıdeğer Efendiler,
Sizi günlerce meşgul eden uzun ve ayrıntılı konuşmam, ne de olsa, geçmişte kalmış bir dönemin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki çocuklarımız için dikkati ve uyanıklığı sağlayabilecek bazı noktaları gösterebilmişsem, kendimi mutlu sayacağım.

Efendiler,
bu konuşmamla, milli hayatı bitmiş sayılan büyük bir milletin, bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve fennin en son esaslarına dayanan, milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen milli belâların ortaya çıkardığı uyanıştır ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebed muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcûdiyetinin ve istikbâlinin yegâne temeli budur. Bu temel, sen en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitin düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyet'ine kasd edecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zabt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta ihanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harab ve bîtâb düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbâlinin evlâdı!
İşte bu ahvâl ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

Hiç yorum yok: