9 Ağustos 2010 Pazartesi

SÜPER LİG BAŞLARKEN TAKIMLARA VE TARAFTARLARA TAVSİYELER!



1960’lı yılların ortasında, Martin E. P. Seligman, Pavlov’un meşhur şartlı refleks deneyinden esinlenerek tamamen farklı boyutta yeni bir deney gerçekleştirdi.

Bu deneyde Seligman, üç gruba ayırarak kabinlere yerleştirdiği köpeklere, kabinlerden her çıkmak istediklerinde dahil oldukları gruba göre çeşitli şekillerde düşük voltajlı elektrik verdi. Bir grupta bulunan köpeklere, diğerlerinden farklı olarak (ki bu iki gruptakiler bir panelde bulunan düğmeye bastıklarında elektrik akımı kesiliyor ve kabinden çıkabiliyorlardı), her şekilde elektrik vermeye devam etti. Daha sonra, köpeklerin hepsi ayrım gözetilmeksizin bir araya toplandıklarında, sürekli elektrik şoku verilenlerden dörtte üçünün şok kesildiğinde bile kurtulmayı başaramadıkları görüldü. Seligman bu durumu “öğrenilmiş çaresizlik” şeklinde tanımladı.


Yaşadığımız hayata uyguladığımızda, kişinin daha önceki olumsuz deneyimlerinden ötürü karşılaştığı benzer sorunları çözmek için mücadele etmek yerine bunları kabullenmesi şeklinde açıklayabiliriz, bu olguyu. Üstelik günümüzde, iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler sayesinde yazılı, görsel-işitsel ve internet medyasının toplum üzerinde yarattığı etki ve baskı, kişilerin kendilerine ait olmayan çaresizlikleri de edinmelerine neden oluyor.


Başınızı şöyle bir çevirin, ne kadar çok örneği olduğunu göreceksiniz sosyal, ekonomik, siyasal ve daha pek çok alanda. Ama biz tamamen farklı bir örnek üstünde durmak istiyoruz tam da Süper Lig’in başlamasına sayılı günler kala, şu yaşadığımız kara-gri günlerin içinde hoş bir farkındalık yarattığı için…


Geçen sezon son maçlarına, Bursaspor Beşiktaş karşısına, Fenerbahçe de Trabzonspor karşısına yukarıdaki gibi bir öğrenilmişlikle çıktı. İhtimal, bu sadece üç büyük takım taraftarlarının değil, diğer taraftar gruplarının da kabulüydü: Şampiyonluk üç büyüklerden başkasına nasip olamazdı, kupa da İstanbul dışına çıkamazdı. Zira kesin öğrenilmişlikler vardı bu konuda, bir kere son yirmi altı yıldır, (yani Trabzonspor’un son şampiyonluğundan bu yana) aksi gerçekleşmemişti, diğer taraftan son iki sezondur son saniyeye kadar gelip ikincilikle yetinmek zorunda kalan Sivasspor’un anısı da taptaze bekliyordu bir köşede.


Ama hiç beklenmeyen bir şey oldu ve Bursaspor şampiyon oldu!


Bu kez Bursaspor, şampiyonluğu ile başarıya dair çok önemli şeyler öğretti bizlere: Öğrenilmişlik çaresizliklerin arkasına sığınmamak gerektiğini, başarıya azmeden herkesin ulaşabileceğini.


Hazır herkes futbolu ve ligi çok özlemişken, geçen sezon hikâyeleri de bu sezona henüz yenilmemişken, işte takımlara ve taraftarlara  2010-2011 sezonu için faydalı olabilecek birkaç tavsiye:


• Dünyanın parasını harcayarak tesisler kurabilir, altyapı oluşturabilir, yetenek ithal edebilirsiniz ama inanç, istek ve ruh enjekte edemezsiniz.


• Ederi birkaç takıma denk milyonlarca dolarlık futbolcular sahada şut üstüne şut çekip ancak saç-baş-çimen yolarken, bunlardan belki de bir tanesinin bile yarı değerinde olmayan bir Türk futbolcu tek başına hepsinin hakkından gelebilir.


• Teknik üstünlük ve profesyonellik iddiasındaki bir takım, her şeyden önce amatör ruh ve azimle mücadele eden başka bir takıma şampiyonluğu kaptırabilir.


• Üç büyüklerden başkası da şampiyon olabilir, kupa da bal gibi Anadolu’ya gidebilir.


• Öyle bir gol attık diye kendini şampiyon sanıp havalara girmenin hiç de âlemi yoktur. Zira maç doksan dakika, top yuvarlaktır.


• Her çalan düdüğü bitiş düdüğü, her anonsu da doğru sanmayın.


Velhasıl tüm öğrenilmişliklerinizi bir tarafa bırakın ve futbolun keyfini sürün.


Hoş geldin yeni sezon!

Hiç yorum yok: