MARTI VE YOSUN - Özlem Pekcan

Her on yedi dakikada bir bu kapının önünde duralı aşağı yukarı 150 yıl oldu... ....biliyor işte bu gün 24s./17’ boyunca onun ölüm yıldönümü.... devamı

20 Temmuz 2010 Salı

ETHEM DEDE, ETHEM DEDE, GÖMLEĞİ KETEN DEDE! (Şeyma'nın Günlüğü)


Pazartesi

Çok Sevgili Günlük,
bu annem beni iyice maskara etti. Kapıların arkasında şıkır, şıkır göbek atıp duruyorum!
Her şey dün gece başladı. Evde nereye koyduysam cep telefonumu bulamadım bir türlü. Oraya bak yok, buraya bak yok...

"Annee, cep telefonumu gördün mü?" diye sordum, her kız evlât gibi.
"Ne biliim, oralarda bir yerdedir," dedi o da.

Ay yok, ara tara, bi'tab düştüm!
"Anne yaa, bi baksan sen," diye huysuzlandım tabii ki de...
"Her şeyinizi her yere atıyorsunuz. Toplamak yok. Bi anneye yardım yok, sonra da telefonum yok, bilmem neyim yok. Bana bir şey deme!"

Bu kadar dellenmiş bir kadının üstüne gidilmemesi gerektiğini anlayamayan akıllı ben, o gaflet cümlesini ettim o anda:
"E, kime diyeyim?"

Bizim oğlanın kirli çoraplarını yerden almak üzere olan annem, birden başını kaldırdı, gözlerinde yanan şimşeği gördüğüm anda, başımın dertte olduğunu anladım ama çok geçti tabii ki.

Annem:
"Git Ethem Dede'ye söyle!"

Ah ben! İyice oltaya gelmiştim şimdi:
"O da kim, ne diyecem yaa?"

Annem, yüzünde hiç de tekin olmayan bir ifadeyle burnumun ucuna kadar sokuldu ve fısıldadı:
"Şöyle diyeceksin: Ethem Dede, Ethem Dede. Gömleği keten Dede, kayıp telefonumu bulam, kapı arkasında sana kırk göbek atam Dede!"

Sanki mecburmuşum ya da ne bileyim ipnotize olmuşum gibi tekrarladım ben de, papağan gibi:
"Ethem Dede, Ethem Dede. Gömleği keten Dede, kayıp telefonumu bulam, kapı arkasında sana kırk göbek atam Dede!"

Veee bil bakalım ne oldu Çok Sevgili Günlük. Beş dakka sonra buldum telefonumu, hain şey, yastığımın altına saklanmış.

Dakikasında annem tepemde bitti, tutturdu illâ sözünü tutacan diye. "Yav kırk çok fazla, şöyle üç-beş atsam olmaz mı?" desem de nafile. İki gündür kapıların arkasında şıkır şıkır oynuyorum, kırkı tamamlayacam diye canım çıktı.

Hayır daha kötüsü, bizim oğlana yakalandım. Şimdi dakka bir kulağıma eğiliyor:
"Şeyma telefonun nerde?"
"Şeyma telefonunu buldun mu? Ethem Dede'ye haber vereyim mi?"
"Dansöz Şeyma..."
"Anne saydım, daha otuzüç oldu. Yedi tane daha atması gerek!"
gibi şeyler söylüyor.
Komik şey!

Cumartesi

Hihohoooo. İntikam soğuk yenen, tatlı bir yemek anacım!
Bizim oğlan, dün akşam saatlerinde cüzdanını kaybetti.
Aradı taradı yok! Epey bir dolandı, yok. Dışarı da çıkacak beyimiz, yeni görl frendi ile buluşacak.
Anneme sordu, ağzının payını aldı.
Bana sordu, ben de büyük bir keyifle dedim ki: "Ethem Dede'ye sor."
Homur homur bir şey söyledi ama anlamadım. Neyse beş dakka sonra geldi: "Pişt, Şeyma, şu şeyi yapsana."
"Neyi?"
"Şu Ethem Dede şeysini."
"Ben yaparsam olmaz oğlum, bizzat sen yapcan."
"Hadi oradan ben yapmam."

Hiiç üstüne varmadım. Biraz daha dolandı evde. En sonundaaaaa, süngüsü düşmüş geri geldi.
"Şşt. Ne diyecektim?"
"Ethem Dede, Ethem Dede...."

Aa, bi de baktık cüzdanı televizyonun karşısındaki koltuğun altına düşmüş! Valla nasıl görmedi anlamadım!
"Ben daha önce kırk defa baktıydım buraya yoktu. Lan Şeyma, bu senin işin olmasın sakın?" diye az işkillendi bizimki.

Nereden çıkardı anlamadım, Allah, Allah!

Neyse, şimdi bizim oğlan kapının arkasında şıkır şıkır oynuyor!
Ben de keyif içinde:
"Anneee, daha kırk olmadı, bu senin oğlun hile yapıyor haberin olsun," diye anneme sesleniyorum.
"Olmaz. Valla çarpar, tamamlasın kırkı..." diye bağırıyor annem de mutfaktan.

Günlüğün Notu: Ethem Dede, bir şey kaybolduğunda bulunması için adak adanan ve o şeyin bulunmasına yardım eden ermiş bir kişidir. Türbesi Bursa'da bir yerlerdedir.

Ben, senden iyice  tırsmaya başladım Çok Sevgili Günlük!

Hiç yorum yok: