5 Ocak 2010 Salı

BANA KOCA BUL

Televizyonlarda çeşit çeşit program var. İnsanları biraraya topluyorlar, birbirleriyle tanıştırıyorlar ve hatta evlendiriyorlar. Peki sonra ne oluyor?

Yani gökten üç elma düşüyor da sonsuza kadar mutlu mutlu mu yaşıyorlar veya o elmalar kafalarını mı yarıyor?

Örneğin; "Bir Tarla Kuşuydu Jülyet" böyle bir soruya cevap arayan bir tiyatro oyunudur. Sheakspear'in "Romeo ve Jülyet"i ölmeselerdi, düşman aileler anlaşsaydı ve bu iki aşık evlenselerdi, sonraki yıllarda ne yaparlardı?

Peki ya, Leyla ile Mecnun veya Kerem ile Aslı, onlar da kavuşsalardı nasıl bir hayat yaşarlardı? Sonsuza kadar mutlu ve sadık mı olurlardı, yoksa hiç de umulmayan durumlarla mı karşılaşırlardı? Örneğin, Mecnun Leyla'yı aldatır, Aslı Kerem'i terk mi ederdi?

Bu soruların cevaplarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz tabii ki. Ama gerçek şu ki; eskiden, kitap yaprakları arasına, mektup zarfları içine saklanan aşklar, günümüzde web sayfalarından erişime açılıyor, beyazcamın arkasından seyrolunuyor.

Böyle olunca da, gelenek ve usüller de çağa ayak uyduruyor. İnsanlar "çet"leşirken aşık oluyorlar, cümbüş içinde boğulan televizyon programlarında "görücü usulü" evlilik yapıyorlar.

Ve işte yine aynı soru akla takılıyor: Peki sonra ne oluyor?

İzleyin karar verin!



(GERÇEĞİN ÖTEKİ YÜZÜ - GÜLÜM PEKCAN DANS TİYATROSU)

Hiç yorum yok: