1 Aralık 2009 Salı

GDO YOKKEN - Derin AKTAN

Biz çocuktuk ve daha GDO yoktu. Tüm sebze ve meyveler mevsiminde yenirdi. En büyük lüks turfanda idi ve her meyvenin de turfandası olmazdı.

Sebze ve meyveleri hemen tüketmek gerekirdi, çünkü çabuk bozulurdu.

Kirazlar ve domatesler kırmızıydı. Elmalar çok düzgün değildi belki ve hatta bazen kurtlu olurdu. "Bir elmanın içindeki bir kurttan daha kötüsü, yarım kurttur" espirisi işte o günlerin ürünüdür.

Superfresh mısır yoktu tabii ki, mısır koçanıyla yenirdi. Ya kaynar'dı, ya da mangal'dı.

Daha GDO yokken, alışveriş merkezleri de ortaya çıkmamıştı henüz. Her mahallenin "bakkal amcası" ve onun meşhur defteri vardı. Kredi kartları ile de tanışmadığından insanlar, bakkaldan "veresiye" alış-veriş yaparlardı.

Bakkal amca, alacaklarını topladıkça, kalemle çizerdi borcun üstünü, o yüzden de karma-karışık ve kırış-kırış olurdu sayfaları defterin, ama hesap şaşmazdı hiç. "Bakkal defteri gibi," deyimi de o günlerden kalmadır işte.

Daha GDO yokken, özel televizyonlar da yoktu, devletin televizyonu da tek kanaldı. Hayat siyah-beyaz akardı orada. "Küçük Ev" aile dizisiydi ve "Dallas" pazar geceleri sadece büyüklerin izlediği en skandal diziydi.

Bilgisayar diye bir şey yoktu ve internet hayal bile edilemezdi. Köşedeki büfeden gazete alınır ve akşama ekmekle birlikte eve getirilirdi. Kitap okunurdu gerçekten.

Çocuklar sokakta oynardı sabahtan akşama: seksek, çelik-çomak ve saklambaç. Atari, bilgisayar ve play station oyunlarını kim bilirdi ki?

Yeni yeni her evde telefon vardı, şehirlerarası konuşmak bir olaydı. Yazdırmak ve saatlerce beklemek gerekirdi. Cep telefonu, SMS veya mail de yoktu, bayramda-seyranda ve yılbaşlarında, kart atar ya da telgraf çekerdik. Hatta ve hatta mektup yazardık arkadaşlarımıza ve uzaktaki sevdiklerimize.

Ben şimdi bunları anlatıyorum ya size, yüz yıl öncesinden bahsediyorum sanabilirsiniz. Oysa ki, 80'li yılların sonunda ve hatta 90'ların başında doğanların dahi ucundan kıyısından yakaladığı bir hayatın hikayesi bu.

O zamandan bu zamana çok şey değişti. Teknoloji girdi her eve, ekonomiler gelişti, toplum yaşamı ve sosyal ilişkiler evrim geçirdi. Dünya küçüldü, krizler küreselleşti, salgınlar uçağa biner oldu.

Gelişim ve değişimin hızına zaman zor yetişiyor artık.

Daha GDO yokken, diyeceğim yine, ama, bu yazı bitmez!

2 yorum:

mr_lonely dedi ki...

O listedeki her şeyi gördüm. Benim yaşıtlarım yarısını bile yaşamamıştır ama ben hala yaşıyorum. Şehirlileştik belki ama hala köyümüzle bağımız ve hala GDO'dan uzak durabiliyoruz. Tabi GDO'lu ürünlerle de haşır neşir oluyoruz ama en azından yoğun bir şekilde değil. Atatürk Köylü milletin efendisidir der. Keşke hepimiz köylü olabilsek. Sosyal, bilgili, okumuş, aktif ama köylü. Yani çalışkan. Görün bakalım sırtımız yere geliyor mu...

Derin Aktan dedi ki...

mr_lonely, yorumuna tamamen katılıyorum. Ayrıca;o günlerin yaşanmış olması, bugün yaşadığımız zamanı daha değerli kılıyor, diye de düşünüyorum.