7 Ekim 2009 Çarşamba

OLASILIKSIZ - Adam Fawer


özlem pekcan'ın kitaplığından....

Tesadüf var mıdır? Peki ya kader ve şans? 6. his veya öngörüler?

Biraz daha ileri gidersek, rüya ve sanrılar gerçekse? Deja vu bir zaman köprüsü ise?


Daha da ötesi ya bütün bunlar evrenin kuralı ise?


Hiçbir şey tesadüf değilse ve aslında kaos bir düzense?


Olabilir mi?

Adam FAWER'ın kitabı "Olasılıksız" bu soruları sorduruyor her sayfasında okuyucuya. Aşağıda kitaptan alınmış iki bölüm bulacaksınız:

"Gelin, olasılıktan söz edelim. İlk önce, olasılık dediğimizde en sık akla gelen çekilişlerden, piyangolardan söz edelim.

Amerika'daki en büyük piyangoyu, Powerball'ı kazanabilme olasılığı 120.000.000'da 1'dir. Powerball'ın ilk oynanmaya başlandığı 1997'den beri elliden fazla insan bu olasılığı alt üst ederek büyük ikramiyeyi kazanmıştır. Onlar, bu gezegendeki en şanslı, en zengin insanlar arasındadır. Onlardan nefret ederim. Ama konumuz bu değil.

Şimdi de düşük olasılıklı bir olaydan söz edelim: Dünyaya dev bir gök taşı çarpacak ve uygarlık yok olacak. Jeofizikçilere göre, her yıl bunun olması olasılığı milyonda bir.

İnsanoğlunun atalarını da hesaba katarsak, yedimilyon yılı aşkın bir süredir bu gezegende varlığımızı sürdürdüğümüze göre, bir gök taşının bu güne kadar bizi yok etmiş olma olasılığı yüzde yedi yüz. Yani anlayacağınız, bir kere değil, yedi kere ölmüş olmalıydık şimdiye.

Ama, çoğunuzun bildiği gibi, insanoğlunun yazılı tarihinden bu yana yok olmadık.

Ne demeye çalışıyorum sizce? Bir gök taşı bizi yok edecek demeye çalışmıyorum. Düşük olasılıklı olaylar hakkında bir yorumda bulunmaya çalışıyorum, kıssadan hisse şudur: Her an her şey olabilir!

-David T. Caine'in istatistik dersinden alıntı."

(Olasılıksız, Adam FAWER, çev. Şirin OKYAYUZ YENER, April Yayıncılık, Haziran 2008, 32. Baskı, sf. 5)

----

"Caine elindeki iki kahveyi ve çöreklerin içinde durduğu torbayı düşürmeden ilerlemeye çalışırken, birden sanki bir şeyler olacakmış gibi hissetti. Bu duyguya kulak asmayarak kulaklığından duyduğ müziğe odaklanmaya çalıştı. Stresli olduğu anlarda walkmanini kulağına takar ve kendi dünyasına dalmaya çalışırdı. Radyodaki farklı kanallara d bakardı, ama her seferinde klasik rock kanalına gelip takılırdı sonunda. Pink Floyd çalıyordu kanalını bulduğunda, sonra raya saçma sapan bir reklam girdi.

Sonra kokuyu duymaya başladı.

Hayır!

Birden olduğu yerde aniden durunca arkasından gelen, cep telefonuyla konuşan, uzun boylu adam Cain'e çarptı. Caine öne doğru sendeledi ve elindeki kahveyi düşürdü. Devanası kılıklı zenci bir kadına çarpınca, onun mavi bir elbise giydiğinin ve elinde iki alışveriş torbası olduğunun farkına vardı. Kadın sola doğru kaçmaya çlaşıt, ama dengesini kaybedince torbaları yere düştü. Elma ve portakallar kaldırımda yuvarlanmaya başladı.

Dökülen meyveler daha da fazla zarara yol açtı. Beyaz, dar, kısa bir üst giymiş olan kel bir adam elindeki Frapuçinoyu istemeden parlak, sarı bir bluz giyen yaşlıca kadının üstüne döktü. Mor etekli esmer bir kadın da düşüp iki tırnağını kırdı. İri yarı bir inşaat işçisi, şık giyimli bir işadamının ayağına alet kutusunu düşürünce adamın Gucci marka ayakkabılarını berbat etmekle kalmayıp, bir de ayak başparmağını kırdı.

Bir anda Caine bütün bu insanalrın gününü değiştirmişti. Kel adam gidip bir frapuçino daha alacaktı. Yaşlı kadın eve gidip üstünü değiştirmek zorunda kalacaktı. Esmer kadının yine manikür yaptırması gerekecekti. İnşaat işçisi, işadamının kendisine açacağı tazminat davasından kurtulmak için bir avukat tutmak zorunda kalacaktı; iş adamı ise o günkü toplantıların hepsini kaçıracaktı, çünkü bir hastanenin acil servisinde birinin gelip de parmağına bakmasını bekleyecekti.

Bu değişiklikler başka değişiklikler de getirecekti. Caine bunları gözünde canlandırdı; sanki bir göle bir taş atmıştı ve genişleyen daireleri izliyordu. Tam olarak ne olduğunu bilmiyorsa da bir şeylrin yanlış olduğunun farkındaydı. Sonra birden farkına vardı: Aslında bunların hiçbirinin olmaması gerekiyordu.

Kel adamın aslında spor yapmaya gidip, ilk başta arkadaşı sonra da sevgilisi olacak biriyle tanışması gerekiyordu. İnşaat işçisinin ikinci bir oğlu olmalıydı; ama tazminat davası açılınca strese girecek ve evliliği de bitecekti. İş adamının iki ay içinde ölmesi gerekiyordu, ama hastaneye gittiğinde doktor kalp ritmindeki bir bozukluğu tespit edecekti. Kalbinden rahatsızlanmasını önlemek için hemen bir ameliyata alacaklardı ve o da ölümcül bir kalp krizi geçirmeyecekti. Yaşlı kadının, metroya giderken, düşüp kalçasını kırması gerekiyordu, ama şimdi hiçbir şey olmayacaktı. Esmer kadın da terfi etmesine yarayacak bir iş yemeğine katılamayacaktı.

Caine bir anda tüm bunları gördü, sonra da birden zihninden silindiler. Sanki kalbi yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Yüzünden oluk oluk ter akmaya başladı. Gözlerinin kapalı olduğunu fark edince açmaya zorladı. Yumruklarını sıkmamaya çalıştı. Derin derin nefes al, derin derin, sonra da ne olduğunu anlamaya çalış. Bu önsezi miydi? Daha önceden olacakları mı görmüştü?"

(Olasılıksız, Adam FAWER, çev. Şirin OKYAYUZ YENER, April Yayıncılık, Haziran 2008, 32. Baskı, sf. 191-192)

Hiç yorum yok: