28 Eylül 2009 Pazartesi

İyi Talih, Kötü Talih, Kim Bilebilir ki? - Lao Tzu


Köyün birinde yaşlı bir adam ve oğlu yaşarmış. Adam çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...

Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş, ama dam satmaya yanaşmamış.

"Bu at, bir at değil benim için bir dost, insan dostunu satar mı?" demiş.

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Komşuları, ihtiyarın başına toplanmış, "Ne kötü talih! Keşke atı krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. şimdi ne paran var, ne de atın" demiş.

İhtiyar ise, "İyi talih, kötü talih kim bilebilir ki?" diye cevap vermiş.

Bunun üzerine komşuları ihtiyara gülmüş ve onunla alay etmişler. Aradan zaman geçmiş, at bir gece ansızın dönmüş. Dönerken de, vadideki on iki vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören komşular toplanıp bu kez ihtiyardan özür dilemişler.

"Ne iyi talih! Sen haklı çıktın. Atının kaybolması senin için bir talihsizlik değil, devlet kuşu oldu, şimdi bir at sürün var" demişler.

Yaşlı adam olanca bilgeliği ile yine cevap vermiş: "İyi talih, kötü talih kim bilebilir ki?"

Komşular bu kez açıkça dalga geçmemişler ama içlerinden de kızıp adam hakkında ileri geri konuşmuşlar. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.

Komşular yine gelmişler ihtiyara. "Ne kötü talih! Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler.

İhtiyar yine aynı şeyi söylemiş: "İyi talih, kötü talih kim bilebilir ki?"

Birkaç hafta sonra, düşmanlar çok büyük bir orduyla ülkeye saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen askerler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış; çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Komşuları yine yaşlı adama gelip, "Ne iyi talih! Yine haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye denemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer!" demişler.

Yaşlı ve bilge ihtiyar komşularına yine aynı sözü söylemiş: "İyi talih, kötü talih kim bilebilir ki?"

Çinli düşünür Lao Tzu kendisine ait bu öyküyü şu öğütle tamamlar:

"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması gibidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

(Alıntı: Sınav Kazandıran Aile, sf. 157-158, Murat TUNALI, Yakamoz Yayınları)

Hiç yorum yok: