22 Haziran 2009 Pazartesi

BURUN – GOGOL

Çeviren: Nihal Yalaza Taluy

Özlem Pekcan’ın kitaplığından….

Ak saçlı memur, kocakarılardan, kapıcılardan topladığı paraları hesaplayıp makbuzları önlerine fırlatıyordu. Sonunda sıra buram buram terleyen Kovalev’e geldi.
- Buyurun efendim.

Binbaşı Kovalev boğazını temizledi.
- Efendim, buna ister sahtekârlık, ister madrabazlık deyin; diye başladı. Ben bu densizliğe uygun bir ad bulamadım. Yalnız şu kadarını söyleyeceğim: o namussuzu bulana iyi mükâfat vereceğim. Bu yolda ilan vermenizi rica ediyorum.
- Adınızı bağışlar mısınız beyefendi?

Kovalev bir an durdu, sonra telaşla,
- Adıma ne lüzum var?.. Yo, adımı söyleyemem size; diye kesti. Bir sürü kibar ahbaplarım var: 6. derece memurun dul karısı Çehtareva, yüksek bir subay ailesinden Pelageya Grigosyevna… Duyarlarsa… Tanrı korusun!.. Sadece 9. derece memur veya –ki bu daha iyi- binbaşı rütbesinde olduğumu yazarsınız.
- Kaçan köleniz mi?
- Ne kölesi!.. Öyle olsa gam yemez, bu kadar telaşa duşmezdim. Kaçan… şey… burnum.
- Garip bir isim. Peki, epey eşyanızı çaldı mı bu bay Burunov?
- Burun diyeceksiniz. Galiba yanlış anlıyorsunuz siz: kaybolan doğrudan doğruya benim burnum, yüzümdeki burun… Ne cehenneme gittiyse gitti… Şeytanın bana oynadığı bir oyun olmalı bu!..
- O da nesi? Bir burun yerini nasıl değiştirir; pek anlayamadım bayım.
- Nasıl yaptığını ben de bilmiyorum. Ama herif şu sırada şehirde gezip tozuyor, kendisine 6. derece memur süsü veriyor… Bunun için bulan onu en kısa zamanda bana getirsin.
….
İçeri bir polis memuru girdi. Ne fazla koyu ne çok açık favorileri ve oldukça tombul yanaklarıyla yakışıklı bir erkek sayılabilirdi. Hikâyemizin başında, İsakiyevski köprüsünde İvan Yakovleviç’le konuşan polisti bu. Lafı uzatmaya lüzum görmeden,
- Burnunuz kayıpmış beyefendi! dedi.

Kovalev bu damdan düşercesine sözleri biraz yadırgadı.
- Şey… Evet… Dediğiniz doğru.
- Burnunuz bulundu.
- Sahi mi söylüyorsunuz? diye bağırdı Kovalev. Bir an sevincinden dili tutulur gibi oldu. Mumun titrek ışığında polis memurunun şişkin dudaklarıyla yanaklarına bakıyordu.

- Nasıl… nerede buldunuz?
- Tuhaf bir mesele bu; yolda yakaladılar. Posta arabasına binmiş, Riga’ya kaçacaktı. Pasaportu filan her şeyi hazırdı. Bir memur adına çıkarmış. İşin tuhafı, ben de onun ilkin kerli ferli bir şey sandım. Bereket versin yanımdan ayırmadığım gözlükle bakınca insan değil sadece bir burun olduğunu fark ettim.
….

Gogol’un en bilinen eserlerinden biri, “Bir Delinin Hatıra Defteri”dir. Oyunlaştırılarak günümüzde bile sahnelenen ve zevkle izlenen bu kısa hikâyesinin yanı sıra, Gogol’un en az bunun kadar okumaya değer iki hikâyesi daha var ki, bunlardan biri yukarıda bir kısmını okuduğunuz “Burun”, diğeri de “Palto”.

Sözünü ettiğim bu üç hikâye, “Bir Delinin Hatıra Defteri” başlığı ve Nihal Yalaza Taluy’un çevirisi ile Varlık yayınları tarafından basılmış ve 1987 tarihli 6. baskısı da benim kitaplığıma gelmiş.

Neredeyse saçma denebilecek bir olaya (örn. bir burunun sahibinin yüzünden ayrılıp, kendi başına şehrin çeşitli yerlerinde görülmesi gibi) ciddiyetle yaklaşarak, hiciv ve mizahın incelikli kullanımıyla insan ve sistem halleri, kompleksleri ve bozukluklarının sergilendiği bu öyküleri okursanız, o zamanla bu zaman arasında fazla bir fark olmadığını göreceksiniz.

Hiç yorum yok: