30 Haziran 2009 Salı

ANILARIMI ÇALDI (VİCDANIN MAHKEMESİ)

Özlem Pekcan

.... Vicdanın mahkemesinde, önünde sonunda gerçek ortaya çıkardı.



“Sessizlik!” diye gürledi, pos ve beyaz bıyıklı Hâkim, kürsüden.

Salon derin bir sessizliğe büründü aniden.

Aldığı sonuçtan memnun bir şekilde, Hâkim davalı ve davacıya döndü:

“Bu gün artık bir karara varmayı umuyorum, çok uzadı bu iş. 158. duruşmadayız. Şimdi her ikinizi de son kez dinleyeceğim, kararımı verdikten sonra adaletin terazisinde ölçeceğim, eğer terazi tam tartarsa karar kesinleşmiş olacak. Terazi eksik tartarsa, bir duruşma daha olacak. Anlaşıldı mı?”

Salon otomatik bir şekilde başını salladı ve hışırdadı. Hâkim oturduğu yerden şöyle bir süzdü mahkemelik olmuş iki kişiyi.

“Önce senden başlayalım, kızım. Diyeceğin bir şey kaldı mı?”

Genç kadın, hızla yerinden fırladı, heyecanla:

“Evet Hâkim Bey,” ne diyeceğini bilmezmiş gibi bir an durakladı, Hâkim devam et dercesine başını salladı. Sanki bir cesaret geldi genç kadına:

“Ben bu adamdan davacıyım, Hâkim bey. Benim anılarımı çaldı, güvenimi ve dostluğumu kötüye kullandı.”

Yine duraladı, kimseden bir tepki gelmeyince bu sefer artık devam etti.

“Ben bu adamla ilk defa iki sene önce tanıştım. O sıralar çok zor bir dönemden geçiyordum, yeni boşanmıştım, işimden de ayrılmak zorunda kalmıştım. Ayrıca, maddi bir sürü sıkıntım vardı… Geceleri hiç uyuyamıyordum, sabahlara kadar oturuyordum. Arada bir dalar gibi olduğumda da, kâbuslar basıyordu beni.

O günlerden birinde, bir arkadaşım tavsiye etti bana bu adamı. Dedi ki:

“Senin iyi bir rüyagezer’e ihtiyacın var.”
İlk defa duymuştum bu terimi. Rüyagezer’in; rüyaları temizleyen ve düzene sokan kişilere dendiğini de o gün öğrendim.

Önce pek itibar etmedim bu öneriye, ama uykusuz geçen uzun gecelerin sonunda, başka çare bulamayınca arkadaşımın verdiği adrese gittim. İşte böyle tanıştık.

Çok hoş davrandı bana. Anlayışla karşıladı. Hatta para konusunda endişe etmememi, bir işe girdikten sonra borcumu ödeyebileceğimi söyledi.
Yaklaşık 10 seans -ki bu da iki ay kadar yapıyor- sonra, uykularım düzene girmeye başladı. Artık gecede en az 8 saat uyuyabiliyordum ve kâbuslardan da eser kalmamıştı.
Hayatım da düzene girmeye başlamıştı, yeni bir işe girmiştim ve yeni bir arkadaş çevrem olmuştu.

Bu adamla olan tanışıklığımız da arkadaşlığa dönüşmüştü. Arada buluşur, yemeğe fala çıkardık. Görüşemediğimiz zamanlarda da mutlaka telefonlaşırdık.

Her şeyin yolunda gittiğini düşünüyordum, ta ki anılarımı çaldığını anlayana kadar.”

Genç kadın yutkundu ve soluklandı. Davalı koltuğundaki adam hafif kıpırdanır gibi oldu, bir şey söyleyecekmiş gibi, ama Hâkim’in kendisine hızla dönen bakışlarıyla karşılaşınca vazgeçti.

“Kızım bunları daha önce de anlattın. Başka diyeceğin var mı?” dedi Hâkim biraz huysuzlanarak.
Genç kadın yutkundu:

“Hâkim bey, çok umutsuz durumdaydım. Dost bir gülüşe, güzel bir-iki söze hasret kalmıştım. O yüzden de hemen anlayamadım, ne işler çevirdiğini.

Zaman zaman zihnimde bir boşluk oluyordu, ama bunu başka şeylere veriyordum. Yorgunluk, stres, üzüntü falan…

Meğer bu… bu adam, sadece rüyalarımı temizlememiş, zihnime de girmiş ve anılarımı çalmış birer birer.
Şu kitap var ya, “Anılarımız Kadar Varız”, işte o kitabı okuyunca anladım her şeyi.

Bu… bu adam, zihnimden topladığı anıları utanmadan kitap yapmış Hakim Bey…

Benim üzerimden, dostluğumuzdan menfaat sağlamış. Neye yanayım, böyle beş para etmez bir kişiye inandığıma mı, kaybettiğim anılarıma mı….

Ne ilk aşkım, ne okula başladığım gün, ne de deniz kenarındaki o güneşli gün. En güzel anılarımın hiçbiri bende değil, Hâkim Bey, bir tek o kitap var elimde. Okudukça hatırlıyorum, zihnimdeki boşlukları dolduruyor her bir sayfası, sanki bir puzzle’ın parçaları gibi.
Ama sonra, sonrasında yine her şey yitip gidiyor, unutuyorum. Hatırlamak için, bir zamanlar var olduğumu unutmamak için, o kitaba bağımlı hale geldim ben.

Bu adamın en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Rüyagezerlik lisansını iptal edin, bir daha hiçbir iş yapamasın. Hatta, hatta, onun da anılarını elinden alın Hâkim Bey!”

Genç kadının son cümlesi, davalıyı yerinden zıplattı. Sapsarı olmuştu. Sıranın kendisine geldiği düşüncesiyle, titreyerek ayağa kalktı.
“Peki, başka diyeceğin var mı kızım?”
“Yok,” dedi davacı yutkunarak, sesi çatallaşmıştı.

“Sen ne diyeceksin?” diye sordu bu sefer Hâkim, davalıya.

Bir an sessizlik oldu. Sonra Rüyagezer konuşmaya başladı:

“Davacının hiçbir suçlamasını kabul etmiyorum, Hâkim Bey. Ben dürüst bir rüyagezer’im sadece işimi yaparım.
Evet, kendisiyle arkadaşlığımız vardır ve tanışıklığımız da iki seneye dayanır. Bana geldiğinde, çok kötü durumdaydı. Perişan haldeydi, neredeyse hiç uyuyamıyordu, gündüzleri gözü açıkken bile kâbuslarla boğuşuyordu. Böyle bir durum, yaptığım işten biliyorum, ağır vicdan azabından kaynaklanır. Ben ancak rüya temizlerim. Ama vicdan benim işim değil. Yani ben vicdan temizleyemem. Artık ne olduysa…”

“Konuyu dağıtma!” diye azarladı Hâkim.

“Şey, neyse. İşte ben bu kadının rüyalarını temizledim. Zaman içerisinde arkadaş olduk. Ama meğer son derece kuruntulu, paranoyak bir kişiliği varmış ben ne bileyim.

Nerden bulduysa bulmuş, benim yazdığım kitabı bulmuş. Ben bana ait olmayan anıları nasıl yazarım, olacak iş mi? Hem de yeminli ve lisanslı bir rüyagezer olarak. Yılarımı bu işe vermişim ben. Böyle bir şey olur mu?
Herkesin çocukluk anıları vardır, değil mi? Sorarım size, ilk aşkını kim unutabilir kolay kolay? Güneşli deniz kenarıymış, pöh, deniz kenarına tatile giden herkesin böyle bir anısı vardır muhakkak.

Bunların hepsi benim anılarım. Birebir ben yaşadım. Davacının amacı, kitabımın kazandığı başarıdan pay almak, açıkçası kazancına ortak olmak. Biliyorsunuz, geçen senenin en çok satan kitabı oldu.

Ben fazla bir şey söylemeyeceğim Hâkim Bey, toplumda saygın bir kişiyim. Bu benim yazdığım ilk kitap da değil ayrıca. Onlar da anı kitaplarıydı, niye o zaman kimse beni şikâyet etmedi de, şimdi bu kadın beni şikâyet ediyor.
Ben söyleyeyim, ben dürüstüm, bu kadın benden para tırtıklamaya çalışıyor, ama elinde hiçbir delili yok.

Çünkü ben yaptığım işi iyi yaparım, nasıl daha önceki 12 kitapta da anıları çaldığımı kimse anlamadı, bu kitapta da anılarını çaldığımı gösterir tek bir delil yok…

Buradaki şanssızlık, nasıl oldu anlamadım, bu kadının anıların kendisine ait olduğunu hatırlaması. Oysa ki daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı…”


Son söyledikleriyle, sustu genç adam. İtiraf etmişti. O’nun haberi yoktu, ama, aslında hep böyle olurdu. Vicdanın mahkemesinde, önünde sonunda gerçek ortaya çıkardı. İster ilk duruşmada, ister 158. de…

Hâkim bıyık altından gülümseyerek aynı soruyu davalıya da sordu:
“Başka diyeceğin kaldı mı?”

Rüyagezer neredeyse fısıldayarak:
“Hayır, Hâkim Bey” diye cevapladı. Konuşmaya takati kalmamıştı zira.
Bunun üzerine Hâkim salona döndü.

“Davacıyı da davalıyı da dinlediniz. Bu salondan söyleyecek bir şeyi olan var mı?”
Salonda çıt yoktu.

“Peki, o halde, kararımı açıklıyorum. Kendisinin de itiraf ettiği gibi, sanık Rüyagezer, davacının anılarını çalmış ve kitap yapmıştır. Yine itirafından da anlaşılacağı üzere bu ilk fiili olmayıp, en az on iki defa daha bu suçu işlediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Vicdan Mahkemesince Sanığın:

1. Rüyagezer Lisansının iptaline,
2. Daha evvel anılarını çaldığı kişilerin ağırlığı da dahil olmak üzere, en az 5 yıl pişmanlık duymasına,
3. Bir daha da böyle yapmamasına

karar verilmiştir.”

Salonda sadece kararı yazan kâtibin tuş sesleri duyuluyordu. Kâtip, yazısını tamamladıktan sonra kürsüye yaklaştı ve kararın yazılı olduğu kâğıdı Hâkime uzattı. Hâkim, kâğıdı dikkatle aldı ve kürsünün sağ köşesinde duran Adaletin Terazisine koydu.

Davacı genç kadın, davalı genç adam ve tüm salon gözlerini Adaletin Terazisine dikmiş bekliyordu. Bir iki an geçti, terazinin kefeleri hafif kıpırdadı, bir aşağı bir yukarı oynadı ve sonunda; terazi tam tarttı.

Hâkim derin bir soluk alarak, sonucu açıkladı:
“Evet, Adaletin Terazisi tam tarttı. Bu durumda hüküm kesinleşti. Dava bitmiştir.”

***

Genç Kadın, Mahkemeden çıkmış evine giderken, hafiflediğini hissediyordu. Adalet yerini bulmuştu. İçini yeniden bir umut sarmıştı. Evet, belki kaybettiği anılarını yeniden kazanamayacaktı, ama bu başka anıları olmayacak demek değildi ki. Hem de elinde şu kitap vardı. Akşam olmak üzereydi ama, sanki gün daha aydınlıkmış gibi geldi ona.

***

Eski Rüyagezer, kendisini çok mutsuz hissediyordu, bir de şu pişmanlık duygusu yok mu, giderek nasıl da ağırlaşıyordu.

Nasıl taşıyacaktı bu azabı, en az 5 sene? Sonra ne olacaktı? Konuştuğu avukatlar, 5 senenin sonunda insanlara verdiği zararın kefaretini ödemiş olursa, bu duygunun giderek azalabileceğini, hatta doğru düzgün bir hayat sürüp, yaptıklarını telafi ederse tamamen kaybolabileceğini söylemişlerdi.

Bir daha hiç kimsenin anısını çalmayacağını biliyordu, içinde ve zihninde buna ilişkin en ufak bir istek kalmamıştı. O amansız açlık hissinin yerinde yeller esiyordu. Peki ama bundan sonra ne yapacaktı?

Duvardan lisansını indirirken, uykusuzluk ve kâbuslarla dolu geçecek 5 senenin hiç de kolay olmayacağını fark etti eski Rüyagezer.

Hiç yorum yok: